
“İnsan üzerinden öylesine uzun bir zaman geçti ki; (bu zaman zarfında) o, anılmaya değer bir şey değildi. Şüphesiz ki biz insanı, birbirine karışmış (kadın ve erkeğin) suyundan yarattık. Onu deniyoruz/imtihan ediyoruz. (Bu sebeple de) onu işiten ve gören bir varlık yaptık. Hiç şüphesiz, ona yolu gösterdik. Ya şükreden (bir mümin) ya nankörlük eden (bir kâfir) olur.” (İnsan 1-3)
Hayat bir imtihandır. İmtihanın en başında, insana yüklenen sorumluluk vardır. Allah Teâlâ, insanoğlunu yaratmış, kâinatı onun emrine vermiş, onu şereflendirmiştir. Fakat bu şeref, sorumlulukla birlikte verilmiştir. Kim sorumluluğunu yerine getirirse cennetlerle mükâfatlanacak, kim de bu sorumluluğu unutur ve varlık sebebine aykırı bir hayat sürerse cehennem azabına dûçar olacaktır. İmtihanı kolaylaştırmak için de kitaplar ve peygamberler gönderilmiş, sıratı müstakim apaçık beyan edilmiştir. Allah Teâlâ, merhametlilerin en merhametlisi olarak, insana daha en başta hakikati haber vermiştir: “İnsan, çok zalim ve çok cahildir.” (Ahzâb 72). Bu söz öylesine bir söz değildir; insanlığın tarihini, bugünün toplumlarını ve kıyamete kadar gelecek bütün nesillerin akıbetini anlatan ilahî bir hakikattir. İnsan öleceğini bile bile ölümü yok sayar. Hesap vereceğini bile bile vurdumduymaz bir hayat yaşar. Firavun gibi azgınların yanında saf tutar, Nemrud gibi tağutların tahtını taşır, Karun gibi servet düşkünlerine hayranlık besler. Haman gibi zalimin yanında hakka düşmanlık eder.
Tarih boyunca hep aynı sahne oynanmıştır. Hz. Nuh’a iman edenler gemiye binen azınlık olmuş, çoğunluk ise zalimlerin peşinde helâk olmuştur. Hz. Musa’ya karşı Firavun’un sihirbazları toplanmış, halkı hakka karşı ayaklandırmıştır. Hz. İbrahim ateşe atılırken, etrafında onunla birlikte yürümesi gerekenler susmuş, hatta zalime hizmet etmiştir. Resûlullah (ﷺ) Mekke’de hakkı haykırırken müşriklerin dalkavukları onu küçümsemek için “sihirbaz”, “şair”, “deli” diyerek itibarsızlaştırmaya çalışmıştır. Bu tavır, dünün Mekke müşriklerinde olduğu gibi bugün de sosyal medyanın trollerinde sürmektedir. Münafıklar, tarihin her döneminde hakkı söyleyenlerin karşısına dikilmişlerdir. Bedir’den sonra ganimetin paylaşımında fitne çıkarmış, Uhud’da ordudan ayrılmış, Hendek’te korkaklık yaymışlardır. Onlar hakkı haykıranların yanında görünürler fakat kalpleri zalimlerin safındadır. Bugünün trolleri de böyledir; ümmetin, âlimlerin, davetçilerin yanında görünüp hakikatte onların sesini kısmak için zalimlerin adına çalışırlar.
Bugün troller, modern dünyanın münafıklarıdır. Ellerine verilen klavyeler, onların mızraklarıdır; ekranlardaki propagandaları, onların kılıçlarıdır. Hak sözü söyleyen âlimlere, hakkı haykıran davetçilere saldırırlar. Çünkü bilirler ki hakikat dile geldiğinde, zalimlerin saltanatı çökecektir. Bu yüzden trollerin görevi, hakkın sesini boğmak, ümmetin dikkatini dağıtmak, zalimi aklamak ve hakkı haykıranları itibarsızlaştırmaktır. Onların bu hali, aklını yitirmiş sarhoşlara benzer. Birkaç maaş, bir makam, birkaç kırıntı menfaat uğruna ahiretlerini satarlar. Efendileri değiştiğinde de onlar çöpe atılır. Dün alkışladıkları zalimi bugün yererler, dün küfrettiklerine bugün methiyeler dizerler. Tarihin çarkı döndükçe, onların yüzleri de renk değiştirir.
Fakat hakkı söyleyenler, kınayanın kınamasından korkmayanlardır. Rabbimiz buyurur: “Allah öyle bir topluluk getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı izzetlidirler. Allah yolunda cihad ederler ve kınayanın kınamasından korkmazlar.” (Mâide 54). Bugün hakkı söyleyen âlimler, işte bu ayetin muhataplarıdır. Onlar, zalimlerin ve trollerin saldırılarını görünce yılmazlar, bilakis bu saldırılar onların sabrını artırır. Onlar bilirler ki bu dünya bir imtihan yurdudur. Hak ile batılın mücadelesi kıyamete kadar sürecektir. Ve izzet, sadece Allah’ın, Resulünün ve müminlerin yanındadır.
Ümmet, bu tabloda safını seçmek zorundadır. Ya zalimlerin tetikçiliğini yapan trollerin yanında duracak ya da hakkı haykıran âlimlerin yanında izzetle yer alacaktır. Zira Resûlullah (ﷺ) buyurdu: “Kim bir kötülük görürse eliyle düzeltsin; gücü yetmezse diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” Bugün yöneticiler “el” makamındadır, alimler “dil” makamındadır, ümmetin fertleri ise en azından “kalp” makamındadır. Fakat bu üçü de sorumluluktan kaçamaz. Zalimlere meyledenler, onların safında duranlar, “küçük çıkarlar” uğruna hakkı terk edenler, zalimlerle aynı azaba uğrayacaklardır.
Unutulmasın ki Firavun’un saltanatı bir asâ ile yıkıldı. Nemrud’un tahtı bir balta ile devrildi. Karun’un hazineleri yerin dibine gömüldü. Haman lanetlendi. Dün böyle oldu, bugün de böyle olacak. Trollerin, dalkavukların, iki yüzlülerin akıbeti de budur. Onlar zalimlerle beraber tarihin çöplüğüne atılacak, hakka hizmet edenler ise Rabbimizin katında izzetle anılacaktır. Rabbimiz buyurur: “Kim Allah’ı, Resulünü ve müminleri dost edinirse, bilsin ki üstün gelecek olanlar Allah’ın taraftarlarıdır.” (Mâide 56). İşte hakikat budur: İzzet, Allah’ın yanında; zillet, zalimlerin ve onların borazanı olan trollerin yanındadır.
Kaynak: Abdulcelil Kuşçu
3 Yorumlar
Elinize sağlık kardeşim. Hoş geldiniz…
Allah razı olsun. Hocam. Rabbim bizi size ve okuyuculara karşı mahçup etmesin…
Estağfirüllal. Rabbim hayırlarınızı makbul kılsın.