Image default
Celal YağmurCelal yağmurDoğrruyu Doğru Anlamakİnanç MakaleleriMakalelerYeni Müslümanlar

İnsan Allah’a Muhtaçtır – İnsanın Acziyeti ve Kulluk Bilinci

Aczini Rabbine Göster, İnsanlara Değil!

 Sûfîler, insanın hiçliğini ve acziyetini diğer dinî ilim erbabına göre daha yoğun biçimde dile getirirler. Gerçekten de insanı en çok azgınlığa götüren hâl, kişinin kendini müstağnî görmesi; başarılarını kendine izâfe ederek kibir ve gurura düşmesidir. Sûfîlerin “enâniyet” ve “nefsâniyet” dediği, insanın kendisini merkeze koyduğu bu hâl, bütün şerlerin anasıdır.

İnsanın aslında bu kadar önemli olmadığını Yüce Rabbimiz şöyle bildirir: “İnsan üzerinden öyle bir zaman geçti ki, o dönemde (insan) anılmaya değer bir şey değildi.” (İnsan, 76/1) Bu sebeple sûfîler, bütün güç ve kuvvetin Allah’a ait olduğunu ifade etmek için dillerinden “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” (Gerçek güç ve kuvvet sadece Allah’a aittir) zikrini düşürmezler. Bu düşüncenin bir gereği olarak da kendilerinden bahsederken “abd-i âciz”, “fakîr” gibi sıfatları sıkça kullanırlar.

Ancak unutulmamalıdır ki onların burada vurguladıkları acziyet ve ihtiyaç, Rablerine karşıdır. Nitekim “sûfîlerin sultanı” Cüneyd el-Bağdâdî’ye bu hususta sorulan bir soruya verdiği cevap şöyledir: “Bir kimse Allah’a karşı tam bir muhtaçlık içinde olursa, bu hâl onu Allah ile başkalarından müstağnî kılar. Allah ile istiğnâ hâli sahih olursa sâlik O’nunla tam bir zenginliğe erer.” (Kuşeyrî, er-Risâle, II, 430)

Ne var ki sûfîlerin Rablerine karşı sergiledikleri bu tutum zaman zaman yanlış anlaşılmıştır. Bazı câhil kimseler, sâliklerin zayıf, güçsüz, dünyalık kazanmaktan âciz ve başkalarının sadakasına muhtaç olmasını bir fazilet sanmışlardır. İnsanlara karşı âciz olmanın hiçbir fazileti yoktur. Böyle bir tutum, dünyanın bizler için bir imtihan oluşunun hikmetine terstir. Bu dünyaya geliş amacımız imtihan olmaktır; imtihanlar ise ancak maddî ve manevî bakımdan güçlü kimselerin göğüsleyebileceği zorluklardır. Nitekim Kur’ân’da kıssaları anlatılan her bir peygamber, türlü olağanüstü zorluklar karşısında dirençlerini kaybetmemiş, asla acziyete düşmemiştir.

İnsan Allah’a Muhtaçtır – Kur’an’dan Deliller

aciz insan

Sûfîler, insanlara el açmayı ve başkalarının sırtından geçinmeyi kesinlikle kabul etmezler. Meşhur sûfî Ma‘rûf el-Kerhî (ö. 815) tasavvufu şöyle tarif eder: “Tasavvuf; hakikatleri almak, insanların elindekilerden ümit kesmektir.” Mevlânâ da tevekkülü yanlış anlayarak çalışıp gayret etmeden Allah’tan rızık bekleyenleri şu sözlerle uyarır:

“Eğer tevekkül edecek isen, çalışarak, uğraşarak tevekkül et. Ekini ek, ondan sonra Allah’a tevekkül et. Çalışmak da haktır, dert de hak, devâ da hak. Fakat münkirler, çalış­mayı inkâr etmeğe çalışır durur. Çalışıp, çabalamak, kaza ve kadere karşı gelmek değildir. Çünkü, bizi, çalışıp çabalamaya zorlayan da kaderimizdir. İman yolunda, kulluk ve insanlık yolunda yürüyen bir kimse, bir ne­fes ziyan ederse kendine yazık eder. Bir iki gün olsun, bu fânî hayatta boş durma, çalış, çabala, iyi işler yap. Sonra ebedî mutlu­luğa ulaş, neşelen, gül.” (Mesnevi)

Modern Dünyada İnsanın Kendini Önemseme Yanılgısı

Mürid kelimesi, irade sahibi olan ve amacı uğruna her türlü fedakârlığı isteyerek yapan kimse anlamına gelir. Müridin hem dinî hem de dünyevî konularda atik ve çevik olması beklenir. Müridin kazanıp güçlü olması kötü değildir; kötü olan, insanın Allah’tan gâfil olması ve güç ile kuvveti kendine atfetmesidir. Bu hususta Hz. Mevlânâ şöyle der:

“Dünya nedir? Allah’tan gâfil olmaktır. Kumaş, para, ölçüp tartarak ticaret etmek ve kadın; dünya değildir.”

Nitekim hadîs-i şerifte geçtiği üzere kuvvetli mü’min, zayıf mü’minden daha hayırlıdır. Allah Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “(Zorluklara sabır göstermekte) kuvvetli mü’min, zayıf mü’minden daha üstün ve Allah’a daha sevimlidir. Her ikisinde de (mü’min olması sebebiyle) hayır vardır. Sana faydalı olan işlerde hırslı ol; (bunları yaparken) Allah’tan yardım dile; âcizlik gösterme (tembel olma)! Bir musibet başına gelirse: ‘Eğer şöyle yapsaydım bu olmazdı’ deme; ‘Allah takdir etmiştir; O dilediğini yapar’ de. Zira ‘keşke’ sözü şeytanın işine kapı açar.” (Müslim)

Şeytan, kişiyi geçmişin hatalarıyla oyalayarak onu umutsuzluğa düşürmek ister. Bu tuzağın çaresi, hadîs-i şerifte açıkça belirtildiği gibi “keşke”lerle oyalanmamaktır. Geçmişe takılıp geleceği ıskalamak zayıf iradenin işidir. Tasavvuf ehli “an”a odaklanır; geçmişin muhasebesini yapar ama onda boğulmaz. İlahi emrin gereği olarak bir işi bitirince hemen başka bir işe koyulur. (İnşirâh, 94/7)

Vakitlerini boş geçirmeyen; bir iş bitirince zamanın gereğine göre hemen dinî veya dünyevî başka bir işe koyulan insan, yoksulluğa ve âcizliğe düşmez. Kısacası dinimize göre insanlar karşısında âciz kalmak övülen bir durum değildir. Hatta hadiste geçtiği üzere insan, bu tür bir acizlikten Rabbine sığınmalıdır:

Tevazu ile Yücelmek

“Allah’ım! Âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan, ihtiyarlayıp ele avuca düşmekten ve cimrilikten Sana sığınırım.” (Müslim, Zikr 50) Başka bir rivayette bu duaya “borç altında ezilmekten” ifadesi de eklenmiştir (Buhârî, Da‘avât 36).

Bu hadîs bize acizliğin sebeplerini de bildirir: tembellik, cesaretsizlik ve kişinin aşırı borçlar altında ezilmesi. Salik tüm bu olumsuz duyguları bir tarafa bırakmalı, Rabbine tevekkül ederek gayretle meselelerini çözmeye çalışmalıdır. Yüce Rabbimiz,

İnşirâh Sûresi’nde bildirdiği üzere “her zorlukla beraber bir kolaylık” kılmıştır (İnşirâh, 94/5–6). Sabır ve sebat ehli Müslümanlar bu ilâhî va’de inandıkları için hiçbir zorluk karşısında pes etmemişlerdir.

Allah’a Muhtaçlığımızı Unutmamak

Allah Rasûlü (s.a.v.) her konuda olduğu gibi, âcizlikten ve insanlara muhtaç olmaktan kurtulmanın yolunu sahâbelerine her fırsatta göstermiştir. Bunlar arasında şu hadise son derece ufuk açıcıdır: Kendisine yiyecek bir şeyler isteyen Ensârî bir zata, içinde bulunduğu acizlikten kurtulmanın yolunu şöyle işaret etmiştir: Evlerindeki kilim ile su kabını getirtip, bunları mescitte açık artırma ile iki dirheme satmış ve bu parayı Ensârî’ye vererek şöyle buyurmuştur:

“- Bunun biriyle ailen için yiyecek al, ailene harca. Diğeriyle de bir balta al, bana getir!”

Adam gidip bir balta alıp getirdi. Rasûlullah (s.a.v.) ona eliyle bir sap taktı. Sonra:

“- Git, bununla dağdan odun kes, sat ve on beş gün bana görünme!” buyurdu.

Adam aynen böyle yaptı ve sonra yanına geldi. Bu esnada on dirhem kazanmış, bunun bir kısmıyla giyecek, bir kısmıyla da yiyecek satın almıştı. Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“- Bak, bu senin için, kıyamet günü alnında dilenme lekesiyle gelmenden daha hayırlıdır!” Ardından da sözlerine şöyle devam etti:

“- Dilenmek, şiddetli fakirliğe düşmüş, ağır borç yükü altına girmiş veya (ödemesi gereken) kan diyeti bulunan kimseler dışında kimseye câiz değildir.” (Ebû Dâvûd, Zekât 26)

Netice olarak, mâneviyat yolunda âcizlik göstermek, Peygamberimizin sünnetine ve onun yolundan giden Allah dostlarının usûlüne uygun değildir. Rabbimiz bizleri yalnızca Kendisine karşı âciz, insanlara karşı müstagnî kılsın ve âcze düşmüşlerin yardımcısı eylesin. Âmin.

Benzer konular: Müslüman Kimdir ve Nasıl Olmalıİnsanın Acizliği

Kaynak: Altınoluk Dergisi

İlgili yayınlar

Allah’ın Tanıklığı

Celal Yağmur

Allah İle Kul Arasında Vasıta Varmıdır

Celal Yağmur

Allah’ın Güzel İsimleri: El-Mü’min

Celal Yağmur

İlim Öğrenmeye Verilen Önem

Celal Yağmur

Çalışmak İbadetmidir

Celal Yağmur

Hayatınızda Neler Eksik?

Celal Yağmur