İbn-i Arabi

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Admin

  • Allah var gam yok.!
  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
    • İleti: 1874
    • Karma: +0/-0
    • Cinsiyet:Bay
  • Allah Var Gam Yok.!
    • Profili Görüntüle
    • www.islamvetarih.com
İBN-İ ARABİ



Evliyanın büyüklerinden ve Sofiyye-i aliyye’den.

İsmi, Ebû Bekr Muhammed bin Ali’dir. Künyesi, Ebû Abdullah olup, İbn-i Arabî ve Şeyh-i Ekber diye meşhûr olmuştun Muhyiddîn-i Arabî diye de bilinir. 1165 (H. 560)’da Endülüs’deki Mursiyye kasabasında doğdu. 1240 (H. 638)’de Şam’da vefat etti.

Küçük yaşından itibaren ilim tahsîl etmeye başlayan İbn-i Arabî, sekiz yaşındayken İşbiliyye’ye gitti ve pek çok âlimin meclislerinde bulunup ilim öğrendi. Zekâsı keskin, hafızası pek kuvvetli, fesahat ve belagat sahibi idi. Hadîs ilmini ve diğer aklî ve naklî ilimleri; İbn-i Asâkir, Ebü’l-Ferec İbn-ül-Cevzî, İbn-i Sekîne, İbn-i Ülvân, Câbir bin Ebî Eyyûb gibi büyük âlimlerden öğrendi.

Tefsir, fıkıh, hadîs ve kıraat ilimlerinde büyük âlim öldü. Tasavvufa yönetip, Ebû Ca’fer el-Uryânî, Ebû Midyen Mağribî, Cemâleddîn Yûnus bin Yahya, Ebû Abdullah Temîm, Ebü’l-Hasen’den ve Seyyid Abdulkâdir-i Geylânî hazretlerinin rûhâniyetinden feyz aldı. Tasavvufda yüksek derecelere kavuştu. İlminden ve feyzinden istifâde etmek için, müracaat edilen belli başlı büyük âlimlerden oldu. 1194 (H. 590)’da Endülüs’ten ayrılarak Tunus’a, 1195 (H. 591)’de Fas’a gitti ve karşılaştığı bir çok âlimle sohbet edip ilim meclislerinde bulundu. 1199 (H. 595)’de tekrar Endülüs’e dönüp, Kurtuba’ya geldi. 1201 (H. 598)’de tekrar Endülüs’den Tunus’a geçti.

Hac yolculuğunda Mısır’a, sonra Kudüs’e uğradı, oradan da Mekke-i mükerremeye giderek hac farizasını yerine getirdi. İki yıl kadar Mekke’de kalıp pek çok tasavvufî marifetlere kavuştu. 1204 (H. 600)’de Mekke’den ayrılarak Mısır, Şam, Irak, Cezîre ve Anadolu taraflarına seyahat etti. Bir ara Konya’ya geldi ve Selçuklu Sultânından çok ikram ve hürmet gördü. Sultanlar tarafından kendisine pek çok tahsisat tâyin edildiği hâlde, hepsini fakîrlere sadaka olarak dağıttı. Sofiyye-i aliyyedert ve kelâm âlimlerinden olan Sadreddîn-i Konevî’nin hocası ve üvey babası oldu. Bu seyahati sırasında da bir çok büyük zât ile karşılaşan İbn-ül-Arabî, daha sonra Haleb’e gitti. 1215 (H. 612)’de tekrar Konya’ya döndü. Aynı sene içinde Sivas’a, oradan da Malatya’ya gitti ve 1230 (H. 628)’de Şam’a yerleşti.

Tasavvufdaki yüksek derecesi sebebiyle sekr (şuursuzluk) hâlinde iken vahdet-i vücûd konusunda söylediği bâzı sözleri üzerine yanlış anlaşılıp iftiraya uğradı. Fakat zamanının devlet adamları tarafından himaye edildi, ömrünün sonuna doğru sakin bir hayât sürmeye başlayıp, Füsûs-ül-Hikemve Muhtasaradlı eserlerini yazdı. 1240 (H. 638)’de yetmiş sekiz yaşına gelen İbn-i Arabî, Şam’da Muhyiddîn İbn-üz-Zekî’nin evinde vefat etti. Muhteşem bir şekilde cenaze namazı kılınıp, Kâsiyûn dağı eteğine defn edildi. Şam halkı, büyüklüğünü anlayamadıklarından kabirini çöplük hâline getirdiler.

Osmanlı sultânı Yavuz Sultan Selim Hân, Mısır seferi sırasında Şam’a gelince, bu duruma son verdi ve bu büyük zâtın kabrinin bulunduğu yerde bir cami ile yanı başında bir dergâh yapılmasını emretti. Cami ve dergâh ile birlikte İbn-i Arabî hazretlerinin kabri üzerine de bir türbe yaptırdı.

Evliyâi arifinin büyüklerinden olan İbn-i Arabî hazretlerinin pek çok kerametleri, onu sevenlerce nakl edilerek zamanımıza kadar gelmiştir.

Kerametlerinden biri şöyledir:

Bir gün sohbetine inkarcı bir felsefeci gelmişti. Bu felsefeci, peygamberlerin mucizelerini inkâr ediyor, filozof olduğu için her şeyi felsefe ile çözmeye kalkışıyordu. Soğuk bir kış günüydü.

Ortada, içinde ateş bulunan büyük bir mangal vardı. Filozof dedi ki: “Avamdan insanlar, hazret-i İbrahim’in ateşe atıldığı ve yanmadığı kanâatindedirler. Bu nasıl olur? Zîrâ ateş her şeyi yakar kavurur. Çünkü yakma özelliği vardır” deyip bir takım sözler söyleyince Muhyiddîn-i Arabî hazretleri; “Allahü teâlâ, Enbiyâ sûresinin 69. âyet-i kerîmesinde meâlen;

“Biz de: Ey ateş İbrahim’e karşı serin ve selâmet ol! dedik”

buyurmaktadır.”dedi. Ortada bulunan mangalı alıp, içindeki ateşi filozofun eteğine döktü ve eliyle ateşi iyice karıştırdı. Bu hâli gören filozof donup kalmıştı. Ateşin, elbisesini ve Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin elini yakmadığını görünce iyice şaşırmıştı.

Ateşi tekrar mangala doldurup, filozofa; “Yaklaş ve ellerini ateşe sok” deyince, filozof ellerini uzatır uzatmaz, ateşin te’sirinden hemen geri çeker. Muhyiddîn-i Arabî bunun üzerine; “Ateşin yakıp yakmaması Allahü teâlânın dilemesiyledir” buyurdu. Filozof onun bu kerametini görünce, Kelime-i şehâdet getirerek müslüman oldu.

Kendisinden yüzlerce sene sonra ortaya çıkan telgrafın çalışma tekniğini bildirerek, Edison’u dahî “Üstadım” demek mecburiyetinde bırakan İbn-i Arabî, Fâtih Sultan Mehmed’in İstanbul’u feth edeceğini, Yavuz Sultan Selim’in Şam’a geleceğini keşf yoluyla haber vermiştir.


Aklî ve naklî ilimlerde yüksek derece sahibi olan, Sadreddîn-i Konevî gibi büyük âlimleri yetiştiren, zamanındaki ve daha sonraki asırlarda yaşayan âlim ve evliyâullah tarafından üstünlüğü bildirilen Muhyiddîn-i Arabi’nin pek çok kıymetli eserleri vardır.

Bunlar:

Fütûhât-ı Mekkiyye20 cild, Et-Tedbîrât-ül-ilâhiyye, Tenezzülât-ül-Mevsûliyye, El-Ecvibet-ül-müsekkite an süâlât-il-Hakîm Tirmizî, Füsûs-ül-hikem, El-İsra ilâ makâmil Esra, Şerhü hal’in-na’leyn, Tâc-ür-resâil, Minhâc-ül-vesâil, Kitâb-ül-azamet, Kitâb-ül-beyân, Kitâb-üt-tecelliyât, Mefâtîh-ül-gayb, Kitâb-ül-Hak, Merâtibü ulûm-il-vehb, El-I’lâm bi-işâreti ehl-il-ilhâm, El-îbâdet vel-halvet, El-Medhâl ilâ ma’rifetil-esmâ, Künhü mâ la büdde minh, En-Nükabâ, Hilyet-ül-ebdâl, Esrâr-ül-halvet, Akîde-i Ehl-i sünnet, îşârât-ül-kavleyn, Kitâb-ül-Hüve vel-ehâdiyyet, El-Celâlet, El-Ezel, Anka-i Mugrib, Hatm-ül-evliyâ, Eş-Şavâhid, El-Yakîn, Tâc-üt-terâcim, El-Kutb, Risâlet-ül-intisâr, El-Hucb, Tercümân-ül-eşvâk, Ez-Zehâir, Mevâkı-un-nücûm, Mevâiz-ül-hasene, Mübeşşirât, El-Celâl vel-Cemâl, Muhâdarât-ül-ebrâr ve müsâmerât-il-ahyârbeş cilddir. Buhârî, Müslim, Tirmizî’nin eserlerini muhtasar hâle getirmiştir. Sırrü esmâillah-il-husnâ, Şifâ-ül-alîl fi îzâh-üs-sebîl, Cilâ-ül-kulûb, Et-Tahkîk fil-keşfi an sırr-is-Sıddîk, El-Vahy, El-Ma’rifet, El-Kadr, El-Vücûd, El-Cennet, El-Kasem, En-Nâr, El-A’râf, Mü’min, müslim ve muhsin, El-Arş, El-Ve’sâil, İ’câz-ül-lisân fî tercemeti an-il-Kur’ân.

Kaynak
ehlisunnetbuyukleri.com
« Son Düzenleme: 30 Aralık 2019, 08:05:25 Gönderen: Admin »
Allah var gam yok.!