İslam ve Tarih
www.islamvetarih.com

         🇹🇷  LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMED RASULULLAH  🇹🇷

Kadı Hızır Bey

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Admin

  • Allah var gam yok.!
  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
    • İleti: 3124
    • Karma: +0/-0
    • Cinsiyet:Bay
  • Allah Var Gam Yok.!
    • Profili Görüntüle
    • www.islamvetarih.com
KADI HIZIR BEY



Üç kıtada, altı asırdır hükümran olan Nizamı alemin kurucusu, Osmanlı’nın, yeni çağın başkenti İstanbul’daki ilk evliya kadısı, Hızır Bey “rahmetullahi aleyh” çağ açan, Cihangir Gazi Fatih Sultan Mehmed Hanı Osmanlı adaleti huzurunda mahkum ediyor.

Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul’u feth edip iki cihan serveri Sevgili Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”in müjdesine mazhar oldu.

Osmanlı adaleti ile şereflenen İstanbul’a ilk kadı olarak Hızır Bey’i tayin etti. Bir gün mahkemeye bir Hristiyan mimar geldi. Hızır Bey’e halini arz edip, Fatih Sultan Mehmed Han’dan şikâyetçi olduğunu söyledi.

O zamanlar Avrupa ülkelerinde, Kralı mahkemeye vermek şöyle dursun, aleyhinde konuşmak bile insanın hayatına mal olurdu. İspanyalı Hristiyanlar, bugün Bosna Hersek’te olduğu gibi, yüzbinlerce Müslümanı kadın, ihtiyar, çocuk demeden kılıçtan geçirip yakıyorlardı. Osmanlı devletinde ise Hristiyan bir vatandaş padişahı devletin kadısına şikâyet edebiliyordu.

Hızır Bey, Hristiyan mimarı dinledi. Fatih Sultan Mehmed Han, büyük Ayasofya Camisinden kubbesi daha yüksek, sanat ve mimarisi daha üstün bir cami yaptırmak istemişti. Bu Hristiyan mimar da inşaata talip olmuştu. Ama bir Hristiyan olarak Müslümanların meşhur Ayasofya’dan, daha yüksek ve daha üstün şaheser bir camiye sahip olmalarına gönlü razı olmamıştı. Bu kötü niyetini gerçekleştirebilmek için caminin mimarlığını talep etmişti.

Caminin inşaatı için taa Mısırdan binbir zahmetle getirilen mermer sütunların uçlarından kesmiş, Fatih Camii’nin kubbesi de Ayasofya’dan kısa olmuştu. İnşaatın bitmesine yakın camiyi görmek için gelen Fatih Sultan Mehmed Han, sütunların kasıtlı olarak daha küçük yapıldığını ve bunun haince bir Hristiyan gayreti olduğunu anladı. Bu hale çok hiddetlenip hristiyan mimarın cezalandırılmasını istedi. Emir yerine getirilerek mimarın eli kesildi.

Binlerce kilometre uzaktan gelen mermer sütunlar Hristiyan kin ve gayretiyle haince kısaltılmış, Sultanın fermanı ve iyi niyeti kasten ayaklar altına alınmıştı. Mimar için el, her şeyden daha fazla lüzumluydu fakat maalesef kasten işlediği bir suçun diyeti olarak elsiz kalmıştı. İki çocuğu, bir hanımı vardı. Müslümanların halini Osmanlının meşhur adaletini bilenler bu işte hukuki bir usul hatası var, Müslümanlar bu emri vereni suçlu bulurlar. Hele onların adil kadıları, padişahın bile gözünün yaşına bakmaz, hak ettiği cezayı verir dediler.

Hristiyan mimar bu sözlere pek inanmadıysa da, ısrarlar karşısında dayanamayıp kadıya gitmeye karar verdi. Ve İstanbul kadısı Hızır Bey’e olayı tek tek anlattı. Kadı tam bir sükûnetle mimarı dinledi. Daha sonra soruşturup meseleye vakıf oldu.

Şahitlerle beraber çağ kapatıp, çağ açan Cihangir Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed Han’ı mahkemeye davet etti. Bildirilen saatte mahkeme de başladı. Fatih Sultan Mehmed Han, tam zamanında teşrif etti. Eli kesilen Hristiyan mimar ayakta duruyor, ürkek ürkek etrafına bakıyordu. Böyle bir mahkemeyi ne görmüş, ne de duymuştu. Çünkü Hristiyanların bildiği, kuvvetli olanlar haklı olurdu. Gücü yetene her şey mubahdı. Köhne Bizans, mazlumların, güçsüzlerin ezildiği, güçlü zalimlerin kahraman olduğu, masum ve mazlumların cezaya çarptırıldığı bir devletti. Bir Hristiyan, adalet saçan Osmanlı idaresini hayal bile edemezdi.

İstanbul Fatihi Sultan Mehmed Han mahkeme salonuna girince, baş köşeye oturmak üzere hünkar mahfiline yöneldi. Padişahın o istikamete hareketini giren Kadı Hızır Bey, sert ve yüksek sesle, “Oraya oturma begüm, hasmınla yüzleşmek üzere, maznun mevkiinde ayakta duracaksın” dedi. Padişah derhal emr edilen yere geçti. Mahkemenin padişahı Hızır Bey’di. Hızır Bey’in şahsında Osmanlı adaletinin huzurunda bulunuyordu. Kadı Hızır Bey, sen Murat oğlu Mehmed bu Hristiyan mimarın elini kestirdin mi deyip söze başladı. Cereyan eden mahkemenin sonunda, “Sen Murat oğlu Mehmed, mahkeme edilmeden bu hristiyanın elini kestirdiğin için kısas olunacaksın, senin elin de onunki gibi kesilecek, Eğer hasmını razı edebilirsen ölünceye kadar onun ve ailesinin nafakasını temin etmek şartıyla elini kesilmekten kurtarabilirsin” dedi. Herkesle beraber, Padişah da tam bir sükûnet içerisinde, kadının kararını dinledi.

Hristiyan mimar, bu yüce karar karşısında daha fazla dayanamayıp, hüngür hüngür ağlayarak Padişahın ellerine kapandı. Hayat boyu nafakasını temin etmek karşılığında anlaştılar. Zalimleri bile ağlatacak böyle bir adaletin ancak hak bir dinin mensupları tarafından icra edilebileceğini düşünen Hristiyan mimar, ailesi ile birlikte Müslüman olmakla şereflendi. O da yüce İslam dinini yayan mesud insanların arasına katıldı.

Bu mahkemeden birkaç gün sonra, Fatih Sultan Mehmed Han, Kadı Hızır Bey’i ziyaret etti, mahkeme esnasında gösterdiği adalete teşekkür etti. Ve kılıcını çekti, eğer bana bir suçlu gibi değil de, bir padişah gibi muamele etseydin, seni bu kılıcımla parçalardım dedi. Hızır Bey de padişaha mahkeme esnasındaki hal ve hareketi için teşekkür ettikten sonra, eğer saltanatına güvenip de dinin emri olan hükmüme karşı gelseydin, seni bu arslanlara parçalattırırdım dedi ve cübbesinin iki eteğini açtı, bakanlar, Hızır Bey’in cübbesinin altındaki kükremiş iki arslanın sert bakışlarını görerek, dehşete düştüler, böyle sultanın böyle kadısı olur dediler. Osmanlının, şefkat ve adaleti üç kıtaya öyle yayıldı ki, bütün Hristiyan kavimler Osmanlı tebası olmak şerefine kavuşmak için birbirleriyle yarış ettiler.

12 asırdır Gazneli, Timurlu, Selçuklu, Osmanlı ve Babürlülerle devam eden Müslüman Türk cihan hakimiyetinin temelinde arşı alayı titreten bu iman ve bu adalet vardı. Bütün Müslümanlar hayat boyu yarın mahşerde huzuru ilahide kurulacak mahkemei kübraya hazırlanmaktadırlar. İslamiyette en büyük hak kul hakkıdır. Hristiyanın hakkı, Müslümanın hakkından daha önce gelir. Zavallı Avrupalı Hristiyan kâfirler ve zalimler de geçici dünya menfaatlerine göre yaşayıp Allahü tealanın yarattığı en şerefli varlık olan insanlara her türlü zulmü yaptılar. Asırlardır ilim ve teknolojiden aldıkları güçle, dünyamıza ve insanlığa kan ve gözyaşı taşıdılar. Bütün insanların yaratanı, halıkı, sahibi, Rabbil aleminin ilahi adaletini, mahkemei kübrayı ve ebedi cehennem azabı olan akıbetlerini, intikamı ilahiyeyi hiç düşünemediler.

Allahü teala Fatih Sultan Mehmed Han gibi adil, cihangir gazilere, Hızır Bey gibi bütün varlığıyla Allahü tealaya bağlanmış ve Allahü tealadan güç alan evliya kadı ve hakimlere sonsuz rahmetler ihsan eylesin. Bizlere de o büyükleri tanımak, şefaatlerine kavuşmak nasib eylesin.

Kaynak
Tarih Ansiklopedisi Osmanlı
« Son Düzenleme: 23 Aralık 2019, 19:50:03 Gönderen: Admin »
Allah var gam yok.!