İslam ve Tarih
www.islamvetarih.com

         🇹🇷  LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMED RASULULLAH  🇹🇷

Hz.Ali (1.Bölüm)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Admin

  • Allah var gam yok.!
  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
    • İleti: 3124
    • Karma: +0/-0
    • Cinsiyet:Bay
  • Allah Var Gam Yok.!
    • Profili Görüntüle
    • www.islamvetarih.com
ALİ BİN EBİ TALİB - 1



Ali bin Ebu Talib Peygamber efendimizin amcası

Ebu Talib’in oğlu olup Hulefa-i raşidinin ve Cennet’le müjdelenen on kişinin dördüncüsü ve Resulullah’ın damadı, Ehl-i beytin, Ehl-i abanın birincisidir. Künyesi Ebü’l-Hasen ve Ebu Türab’dır. Puta tapmadığı için Kerremallahü Vecheh; kahraman ve cesur olmasından, dönüp dönüp düşmana saldırmasından dolayı Kerrar; Allahü tealanın arslanı manasına Esedullah-il-Galib ve Haydar; Allahü tealanın takdirine razı olduğu için Mürteda (Mürteza) lakablarıyla anıldı. Annesi, Peygamber efendimize kendi çocuğu gibi bakan Fatıma binti Esed’dir. 599 senesinde yani hicretten 23 yıl önce Mekke’de doğdu. Doğum tarihi hakkında başka rivayetler de vardır. 660 (H. 40)ta Kufe’de vefat etti. Necef’te defnedildi.

Beş yaşından itibaren Peygamber efendimizin yanında yaşayan Hazreti Ali on yaşındayken Müslüman olmakla şereflendi. Bu konuda farklı rivayetler vardır. Müslüman olması şöyle anlatılır: Bir gün Resulullah efendimizle Hazreti Hadice’nin beraber namaz kıldığını gördü. Namazdan sonra; “Bu nedir?” diye sordu. Resul-i ekrem Efendimiz; “Bu Allahü tealanın dinidir. Seni bu dine davet ederim. Allahü teala birdir, ortağı yoktur. Lat ve Uzza isimli putları terk et Aziz Efendi’nin celi-sülüs müsennã “Ya Ali” levhasımeni emrederim.” diye cevab verdi. Hazreti Ali; “Önce babama bir danışayım.” dedi. Resulullah ona; “İslam’a gelmezsen, bu sırrı kimseye söyleme.” buyurdu. Hazreti Ali ertesi sabah, Resulullah’ın huzuruna gelerek; “Ya Resulallah! Bana İslamı arz eyle.” diyerek Müslüman oldu.

Müslüman olanların üçüncüsü, çocuklardan ise birincisidir. Hazreti Ali, İslamiyet’i kabul ettikten sonra, bütün Mekke devrini teşkil eden on üç sene Peygamber efendimizin yanında, O’nun huzur ve hizmetlerinde bulundu. Peygamber efendimizin sevgi ve iltifatlarına kavuştu. Mekkeli müşriklerin bütün eza ve cefalarına katlanarak Peygamber efendimizin en yakın yardımcılarından oldu. Resulullah’a hicret için müsaade edilince, her tehlikeyi göze alarak, O’nun yatağına yatıp, hiç kimseden çekinmedi. Ertesi gün kendisine emanet edilen şeyleri sahiplerine verip, Mekke-i mükerremeden yola çıktı ve Peygamber efendimize Kuba’da yetişti. Mescid-i Nebevi’nin inşaatında çok gayret gösterdi. Bedr, Uhud, Hendek ve diğer bütün gazalarda bulundu ve fevkalade gayret ve kahramanlık gösterdi. Yalnız Uhud Gazasında on altı yerinden yara aldı. Pekçok gazada Resulallah sallallahü aleyhi ve sellem sancağı Hazreti Ali’ye teslim etmiştir. Hazreti Ali, Hudeybiye Antlaşmasında sulh şartlarının yazılmasında vazife aldı. Hayber Gazasında bulunup, büyük kahramanlıklar gösterdi. Bu savaşta, ağır bir demir kapıyı kalkan olarak kullanmıştır. Huneyn Gazasında da büyük kahramanlıklar gösteren Hazreti Ali, Tebük Gazasında, Resulullah efendimiz tarafından vazifeli olarak Medine’de bırakıldığı için bulunamadı.

Daha sonra Yemen Muharebesinde ordu kumandanı olarak vazifelendirildi. Mekke-i mükerreme fethedilince, Kabe’deki putları imha vazifesi ona verildi. Peygamber efendimiz vefat edince, o yıkayıp kefenledi. Bu son mübarek vazife, ona ve Hazreti Abbas, Üsame bin Zeyd, Fadl ve Kusem’e nasib oldu. Definden sonra halife seçilen Ebu Bekr’e biat edip onun devlet işlerini yürütmede istişare ettiği zatlardan oldu ve kadılık (hakimlik) görevlerinde bulundu. Hazreti Ömer’in halifeliğine de biat edip, halifenin danışmanı ve hakimliğini yaptı. Hazreti Osman’ın da halifeliğine biat edip, hilafet işlerinde onun vezirliğini yaptı. Hazreti Osman’ın şehit edilmesinden sonra 656 (H. 35) Zilhicce ayında halife oldu. Hazreti Osman’ı şehit edenlerin cezalandırılmaları hususunda çıkan ictihad ayrılıklarından dolayı karşı karşıya gelen iki ordu arasında tam anlaşma olmuştu ki, Abdullah bin Sebe’ ismindeki Yahudi, gece karanlığında grubu ile birlikte Basralıların üzerine saldırdı. Gece karanlığında kimse ne olduğunu anlayamadı. Üç gün savaş devam etti.

Cemel (Deve) Vak’ası olarak bilinen bu hadisede Hazreti Aişe-i Sıddika esir alınınca, Hazreti Ali hürmet ve ikram edip kendi askerleri arasında bulunan kardeşi Muhammed bin Ebu Bekr ile Medine’ye gönderdi. Bir sene sonra Sıffin denilen yerde Hazreti MuaviHazreti Ali’nin türbesinin dıştan görünüşüye’nin ordusu ile yüz günde doksan meydan muharebesi yaptı. Askerlerinden yirmi beş bin, karşı taraftan kırk beş bin kişi şehid oldu. Karşı taraftan gelen sulh teklifi ile antlaşma olunca, ordusundan yedi bin kişi ayrıldı. Bunlara harici denildi. 660 (H. 40) senesinde Ramazan-ı şerif ayının on yedinci Cuma günü sabah namazına giderken İbn-i Mülcem adlı bir harici tarafından başına kılıçla vurularak şehit edildi. Kabirleri Necef denilen yerdedir.

Halifeliği devrinde zuhur eden fesatçılarla mücadele ettiğinden, sükun ve huzur bulamamıştır. Hükumet idaresinde Hazreti Ömer’in yolunu tutmuştur. Her işin emniyet ve istikamet dairesinde yapılmasına çalışır, halka şefkat gösterirdi. Her tarafta askeri birer merkez vücude getirmişti. Hakkında bir kaç ayet-i kerime nazil olup, pek çok hadis-i şerifle medhedildi. Ehl-i sünnetin gözbebeği, evliyanın reisi, kerametler hazinesidir. Adalet, ilim, cömertlik, merhamet ve diğer yüksek faziletleri kendisinde toplamıştır. Peygamber efendimiz Hazreti Ali’ye cömertlerin sultanı manasına Sultan-ül-eshiya buyurmuşlardır. Buğday benizli, orta boylu, uzun gerdanlı, güler yüzlü, iri siyah gözlü, geniş göğüslü, iri yapılı ve sık sakallı görünüşe sahib olan Hazreti Ali, ilim ve amel bakımından en yüksek derecede idi. Allah korkusundan devamlı ağlardı. Namaza durunca, alem alt-üst olsa, haberi olmazdı. Bir harpte ayağına saplanan oku, namazda çıkardıkları halde haberi olmamıştı. Hazreti Ali’nin Hazreti Fatıma’dan Hasan, Hüseyin ve Muhsin adında 3 erkek, Zeyneb ve Ümmü Gülsüm adında iki kızı olmuştur. Hazreti Fatıma’dan sonra evlendiği hanımlarından 15 erkek, 16 kız çocuğu olmuştur.

Hazreti Ali, fevkalade beliğ ve fasih konuşurdu. Peygamber efendimizden sonra, onun derecesinde beliğ hutbe okuyacak bir başkası yok idi. Arap lisanının ilk kaidelerini koyan odur. Bu sebeple Kur’an-ı kerimin lisanına herkesten çok aşina idi. Devamlı Peygamber efendimizin yanında bulunması ve onun feyizli nurlarına ilk kavuşanlardan olması sebebiyle Kur’an’ı kerimin hükümlerini en iyi bilen o idi. Tefsire dair birçok rivayetler bildirmiştir. Bilhassa ayetlerin iniş sebepleri konusunda birçok rivayetleri vardı. Bu konuda buyuruyor ki: “Sorunuz, bana ne sorarsanız, size cevabını veririm. Allah’ın kitabını bana sorunuz. Vallahi bir ayet yoktur ki, ben onun gecede mi, gündüzde mi, kırda mı, dağda mı nazil olduğunu bilmiyeyim.” Bu sebeplerden dolayı, hakkında birçok rivayet olup, anlaşılması güç meselelerde, onun rivayeti tercih edilmiştir. Hacc-ı Ekber’in kurban bayramı olduğuna dair olan rivayeti gibi.

Hazreti Ali, Ehl-i beytten olması sebebiyle, Peygamber efendimizin sünnetine herkesten daha fazla vakıftı. Bu hususta herkesin müracaat kapısıydı. Bizzat Resulullah efendimizden duyarak yazdığı bir hadis sahifesi vardı. Bu sahife, Sahifetü Ali bin Ebi Talib adıyla 1986’da yayınlanmıştır. Kendisinden 586 hadis-i şerif bildirilmiştir. Bunlardan 20 tanesi hem Buhari’de, hem de Müslim’de bulunur. Bundan başka 9 hadis-i şerif Buhari’de, 15 hadis Müslim’de, tamamı da Ahmed bin Hanbel’in Müsned adlı kitabında vardır. Hazreti Ali, Eshab-ı kiramın en büyük fıkıh alimlerindendi. Halledilemeyen mevzular ona havale edilirdi. Hatta Hazreti Ömer buyurur ki: “Şayet Hazreti Ali olmasaydı, Ömer helak olurdu.” Fıkha dair bildirdiği hükümler, Mevsuatü Fıkhı Ali bin Ebi Talib adıyla yayınlanmıştır. Hazreti Ali’nin hikmetli sözleri birçok kitaplarda toplanmıştır. Bunlardan Emsalü İmam Ali, Gurerül-Hikem ve Dürer-ül-Kilemadlı eserler basılmıştır. Fazileti, üstünlüğü ile ilgili birçok hadis-i şerif bildirilmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır: Allahü teala bana dört kişiyi sevmemi emr etti. Ben de onları seviyorum. Bunlar kimlerdir denildikte; Ali onlardandır. Ali onlardandır, Ali onlardandır ve Ebu Zer, Mikdad ve Selman’dır, buyurdu. Ben ilmin şehriyim, o şehrin kapısı Ali’dir. Ali’ye bakmak ibadettir. Ali’yi inciten beni incitmiş gibidir.

Kızım Fatıma’yı Ali’ye vermeyi Rabbim bana emreyledi. Allahü teala her peygamberin sülalesini kendinden, benim sülalemi de Ali’den halk etmiştir. Münafıkların kalbinde dört kimsenin muhabbeti toplanmaz; Ebu Bekr, Ömer, Osman ve Ali radıyallahü anhüm. Ehl-i beytim Nuh aleyhisselamın gemisi gibidir. Onlara tabi olan selamet bulur. Olmayan helak olur. Hazreti Ali’nin Peygamberimizden (sallallahü aleyhi ve sellem) rivayet ettiği bazı hadis-i şerifler şunlardır: Günah işleyen biri, pişman olur, abdest alıp, namaz kılar ve günahı için istiğfar ederse (bağışlanmasını dilerse), Allahü teala o günahı elbette affeder. Çünkü, Allahü teala (Nisa suresi, 109. ayet-i kerimesinde mealen); “Biri günah işler veya kendine zulmeder, sonra pişman olup Allahü tealaya istiğfarda bulunursa, Allahü tealayı çok merhametli ve af ve mağfiret edici bulur.” buyurmaktadır. Üzerinde farz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa, boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe, Allahü teala onun nafile namazlarını kabul etmez. Malınızın zekatını veriniz. Biliniz ki, zekatını  vermeyenlerin, bunu vazife kubul etmeyenlerin namazı, orucu, haccı ve cihadı ve imanı yoktur.

Peygamber efendimiz Hazreti Ali’ye buyurdu ki: “Ya Ali! Altı yüz bin koyun mu istersin, yahut altı yüz bin altın mı veya altı yüz bin nasihat mı istersin?” Hazreti Ali dedi ki; “Altı yüz bin nasihat isterim.” Peygamber aleyhisselam buyurdu ki; “Şu altı nasihata uyarsan, altı yüz bin nasihata uymuş olursun. 1. Herkes nafilelerle meşgul olurken, sen farzları ifa et. 2. Herkes dünya ile meşgul olurken, sen Allahü tealayı hatırla. Yani din ile meşgul ol, dine uygun yaşa, dine uygun kazan, dine uygun harca. 3. Herkes birbirinin ayıbını araştırırken, sen kendi ayıplarını ara. Kendi ayıblarınla meşgul ol. 4. Herkes, dünyayı imar ederken, sen dinini imar et, zinetlendir. 5. Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetirken, sen Hakk’ın rızasını gözet. Hakk’a yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara. 6. Herkes çok amel işlerken, sen amelinin çok olmasına değil, ihlaslı olmasına dikkat et!”

Dördüncü Halife emirül mü’minin Esedullahi Galib Ali ibni Ebi Talib’in Menkıbeleri hakkındadır: Ali bin Ebi Talib, ikram ve ihsan sahibi dördüncü yardır. Dindeki müşkiller onunla çözülmüştür. Kardeşlik mesnedinin seyyidi odur. Fütüvvet sofrasını o kurmuştur. Neseb-i şerifleri Ali bin Ebi Talib bin Abdülmüttalib, Resulullah Efendimizin neseb-i tahirlerine ikinci babada [atada] birleşir ki, Abdülmüttalib’dir. Neseb cihetinden bundan yakın yoktur. Amma, üstünlük sırası, hilafet sırasıdır. Menkıbe: Hazreti Ali doğduğu zaman, Peygamber Efendimiz geldi. Mubarek parmağı ile, mubarek ağzının suyundan alıp, Hazreti Ali’nin ağzına koydu. O da o mubarek ağız suyunu yuttu. Bu sebeple her sözü hikmet oldu. İlmi kemalde oldu. Af, kudret, seadet ve keramet sahibi oldu. Hem zafer ve nusretin sultanı oldu. Zühd, takva, vera’, fadl, kerem ve bütün güzel huyları topladı. Adını da Ali koydu.

Dedi ki, Allahü teala bunun adına Ali dedi. Annesi adına Haydar dedi. Zira rüyada onu aslan olmuş gördü. Resulullah ayrıca Allahü tealanın aslanı dedi ve hem Aliyyül Mürteda budur, buyurdu. Mubarek elleri ile kendisi yıkadı. Mubarek başından sarığını çıkarıp, ikiye böldü. Bir bölüğünü başına bağladı. Bir bölüğü ile bedeninin yaşını sildi. Böylece mü’minlerin başlarının tacı oldu. Ona nasib olan bu seadet, eshabdan kimseye nasib olmamıştır. Hazreti Aişe-i Sıddika rivayet ederler. Bir gün Server-i alem Efendimiz oturuyordu. Hazreti Ali gelip, geçti. Buyurdu ki, ya Aişe! Bil ki Ali Arabın seyyididir. Ben dedim ki, ya Resulallah, sen değil misin? Buyurdu ki, Ben cümle insanların seyyidiyim.

Yani Türk, Tatar, Hind, Arab ve Acem kavimlerinin seyyidiyim. O Arab kavminin seyyididir. Resulullah Efendimiz Hazreti Ali’nin  beşiğini sallar idi. Beşiğinden çıkarıp götürürdü. İletir ve gezdirirdi. Her ne vakit ki, Resulullah Efendimiz gelse, Hazreti Ali, derin uykuda bile olsa duyardı [uyanırdı] ve beşiğinden kollarını çıkarırdı. Ellerini Hazreti Resulün boynuna sarardı. O da hemen alıp, bağrına basardı.

Bir gün Server-i alem Efendimiz Harem-i şerife geldi. Aliyyül Mürteda omuzunda idi. İnsanlar [halk] oturup, pehlivanları söyleyip, herbirinin erliğini vasfederlerdi. Resulullah  dönüp onlara buyurdu ki: “Bu omuzumdaki oğlan, bu söylediğiniz erlerin hepsinden üstün pehlivan olacaktır. Yeryüzünde buna benzer bir pehlivan olmayacaktır. Sizin saydığınız erlerin çoğunu bu öldürecektir ve defterlerini dürecektir.” Onlar dediler ki, ya Muhammed-ül Emin! Biz seni, akıllı ve sadık, büyük kimse zannederdik. Bu nasıl sözdür. Sen bir küçük çocuk için böyle söylüyorsun. Sen ona nasıl güveniyorsun. Resulullah Efendimiz seadetle buyurdular ki: “Siz bunu unutmayınız. Nice yıllar sonra görürsünüz bu oğlanı!” Ravi der ki, on veya on iki yaşına girdiği zaman, Müslüman olup Resulullah Efendimiz ile namaz kıldı. Babası Ebu Talib onu gördü. Birşey söylemedi.

Annesi söyledi ki, görürmüsün bu Ali, o Muhammed ile namaz kılıyor. Bizim putlarımıza tapmaz. Ebu Talib dedi ki, ya Fatıma! Biz onu Muhammed’e vermişiz. Her ne yaparsa Haktır. Savab olur [doğrudur]. Henüz ma’sumdur. Muhammed hangi dinde olursa, Ali de onun yoldaşı olsun, ayrılmasın. Birgün, Resul-i ekrem, Hazreti Ali ile namaz kılarken Ebu Talib at ile gidiyordu. Ali, Resulullah’ın sağ yanında dururdu. Meğer Ca’fer-i Tayyar, Ebu Talib’in atının ardında idi. Dedi ki, ey gözümün nuru, in sen de var, Muhammed’in sol yanında dur. Onlar ile sen de namaz kıl. Devlet sahibi keşf ve sır sahibi olasın. Ca’fer de inip, vardı ve sol yanına durdu. Resulullah Efendimiz baktı, gördü ki, Ca’fer de geldi, yanına durdu.

Gönlü şad oldu. Namaz kılıp, bitirdikten sonra, buyurdu ki: “Ya Ca’fer! Sana müjdeler olsun ki, Hak teala sana iki kanat verir. Yer yüzünden ta Cennet’e kadar uçarsın. Menzilin Cennet, refikin Huriayn olur. Kavuşmak istediğin Rabbilalemin olsun!” Resulullah Efendimiz Hazreti Ali’nin yetişmesine çok gayret sarf edip, ilkbahar bulutu gibi o goncaya kolkanat gerdi. Hazreti Ali beş yaşına girdikte, Hicaz memleketinde az yağmur sebebi ile kıtlık oldu. Gıda yokluğundan halk sıkıntıya düştü. Ebu Talib’in çolukçocuğu çok idi. Bir gün Resul-i ekrem Efendimiz amcası Abbas’a buyurdu ki: Ey amcam, sen zenginsin! Ebu Talib amcam, fakir ve çocukları da çoktur. Münasibdir ki, kıtlık geçinceye kadar herbirimiz Ebu Talib’in çocuklarına bakalım. Ona ma’işet hususunda yardım edelim.

Beraber Ebu Talib’in huzuruna gelip, durumu söyledikde, Ebu Talib dedi ki, Ukayl’i benim ile bırakınız. Diğerlerini siz bilirsiniz! Hazreti Abbas, Ca’fer-i Tayyar’ı alıp, Hazreti Fahr-i alem Efendimiz de Aliyyül Mürtedayı kabul kılıp, Hazreti Ali Onun kefaletinde oldu. Hazreti Ebu Bekr’den sonra Hazreti Ali iman getirdi. Sonra diğer Sahabe-i kiram iman getirdi . Menkıbe: Fahr-i alem Efendimize nübüvvet Pazartesi günü bildirildi. Önce Hazreti Ebu Bekr imana geldi. İkinci olarak Salı günü Hazreti Hazreti Ali imana geldi. Hazreti Ebu Bekr’den önce kimse imana gelmemiştir. İkinci imana Hazreti Ali gelmiştir. On yaşında idi. Ba’zıları yedi veya 12 yaşında idi dediler. Hazreti Ali  ömründe hiç puta tapmadı. Hak teala onu puta tapmaktan sakladı. Zaten Hazreti Ali, Sultan-ı kainatın  huzur-u şeriflerinde yetişmiştir.

İmam hazretlerinin yüksek şanları hakkında, bir çok ayet-i kerime nazil olduğunu, Hazreti Abbas  rivayet etmiştir. Menkıbe:Hazreti Ali’nin birkaç adı var idi. Bir ismi Ebul Hasen, bir ismi Ebul Hüseyin ve biri Haydar [aslan] ve biri Kerrar [muharebede düşmana tekrar tekrar hamle eden], biri Emir-ün nahl ve biri Ebu’rReyhaneyn ve biri Esedullah ve biri Ebu Türab [toprağın babası]dır. Lakin kendileri her zaman buyururlar idi ki, bana Ebu Türab adından sevgili ad yoktur. Zira onu Fahr-i alem  koymuştur. Sebebi budur ki, bir gün Fatımatüz Zehra ile Hazreti Ali küsüştüler. Hazreti Ali huzursuz olup, mescide varıp, kuru toprak üzerine yattı. Hazreti Fatıma, o hal ile Server-i alem Efendimize varıp, dedi ki, devletlü ve izzetli sultanım, babacağım! Yanlışlıkla Hazreti Ali’yi küstürdüm. Amma bilirim ki, suç benimdir. Resulullah Efendimiz seadetle ve izzetle kalkıp, Hazreti Ali’yi arayıp, mescidde buldu. Gördü ki, kuru toprak üzerinde yatıyor. Resul-i sakaleyn Efendimiz buyurdu ki, “Kalk ya Ali, kalk ya Ali!”. Hazreti Ali gördü ki, çağıran Fahri alemdir.

Ayak üzerine kalktı. Sultan-ı kainat gördü ki, Hazreti Ali’nin yüzüne toprak yapışmış. Bizzat mubarek elleri ile toprağı yüzünden silkip, “Kalk ya Eba Türab” buyurdu. Onun için Hazreti Ali her zaman, “Bana Ebu Türabdan sevgili isim yoktur” buyururlardı. Şevahid-ün nübüvve’de şöyle yazılıdır. Bir gün Resulullah Efendimiz Fatıma-tüz-zehranın evine gelip, Hazreti Ali’yi  göremeyip, nerede olduğunu sordu. Hazreti Fatıma-tüzzehra dedi ki, ya Resulallah! Ba’zı şeylerden üzülüp, dışarıya çıktı. Galiba mescide gitti. Resulullah Efendimiz, seadetle mescide gelip, gördü ki, elbisesi latif bedeninden düşüp, cism-i şerifi toz-toprak ile bulaşmış. Hazreti Resul-i ekrem ve nebiyyi muhterem  o mubareği temizleyip, “Kalk ya Eba Türab” buyurdu. Menkıbe: Naklolunur ki, Server-i Enbiya ve Resul-i kibriyanın Hazreti Hadice-i kübra’dan altı evlad-ı kiramları vücuda geldi. İkisi erkek ve dördü kız. Hadice-i kübra, Fatıma-i Zehra’yı küçük yaşta bırakıp, dar-ı fenadan dar-ı bekaya göç etti [vefat etti]. Resul-i sakaleyn Efendimiz Hazreti Fatıma’yı bülug çağına kadar kendi yanında bakıp, terbiye ettiler. Bir gün Fatıma-tüz-zehra, Resul-i ekremin huzur-u şeriflerine bir hizmet için geldiler. Hizmet edip döndükte, Hazreti Fatıma’ya, baktılar ki, kemale gelip, evlenme vaktine gelmişler. Hemen hatır-ı şeriflerine geldi ki, Fatıma’nın validesi hayatta olsa idi, Fatıma büluga erdikte, onun çeyizini hazırlardı.

Zira Resulullah Efendimizin Hazreti Fatıma’ya muhabbeti çok fazla idi. Sebebi bu idi ki, gayet zahide idi. Hem de validesi olan Hadice-i kübra’ya çok benzerdi. Bu husus mubarek hatırlarına gelince, derhal Hazreti Cebrail “aleyhissalatü vesselam” gelip, Allahü tealanın selamını Habibine getirdi. Dedi ki; “Ya Resulallah! Allahü teala buyurur ki, Habibim hiç merak etmesin ki, ben Fatıma kulumun bütün ihtiyaçlarını ve elbiselerini Cennet libaslarından yapıp, yakında sadık ve muvahhid ve has bir kuluma veririm.” Resulullah Efendimiz Cebrail aleyhisselamdan bu kelamı işitip, şükür secdesi yaptı. Sonra Cebrail aleyhisselam Allahü tealanın huzuruna vardı ve geri döndü. Elinde bir altın sini, üstünde altın boğça ile örtülmüş, bin Kerubiyan meleği iledir. Arkasından Hazreti Mikail aleyhisselam elinde bir altın sini, bir altın boğça örtülmüş ve ta’zim için bin Kerubiyan meleği iledir. Onun ardınca Hazreti İsrafil aleyhisselatü vesselam, elinde bir altın sini, bir altın boğça ile örtülmüş ve bin melek iledir. Onun ardınca, Hazreti Azrail aleyhisselam, bir altın sini, bir altın boğça ile örtülmüş. Bin melek iledir. Bu melekler, getirip sinileri Server-i kainat Efendimizin huzurlarına arz ettiler. Resulullah Efendimiz bunları gördü. Buyurdu ki, ya kardeşim Cebrail. Allahü tealanın emr-i şerifi nedir. Bu siniler ile ne emir ederler. Cebrail aleyhisselam dedi ki: Ya Resulallah! Allahü teala sana selam eder ve buyurur ki, ben Habibimin kızı Fatıma-i Zehrayı Ali’ye verdim.

Arş-ı Uzmada nikah ettim. Hemen Habibim de Eshab arasında nikah eylesin. Sinilerin birinde Cennet libasları [elbiseleri] vardır. Fatıma’ya giydirsin. Diğer sinilerde Cennet yiyecekleri vardır. Eshabına ziyafet versin. Resulullah Efendimiz bu müjdeyi işitti. Tekrar şükür secdesi yapıp ve Hazreti Cebrail aleyhissalatü vesselama dedi ki: Ya kardeşim Cebrail. Dilerim ki, nikahın nasıl yapıldığını aynen açıklıyasın. Cebrail aleyhisselam dedi ki, Ya Resulallah! Allahü teala emretti ki, Cennet kapılarını açsınlar. Cennet’i süslesinler. Sonra Cehennem kapılarını kapatsınlar. Yedi kat gökte ve yerde ne kadar Kerubiyan, mukarrabin ve ruhaniyyan var ise Arş-ı azimin zıllinde [gölgesinde] şecere-i Tuba [Tuba ağacı altında] toplansınlar. Allahü tealanın emri yerine geldi. Allahü teala yine emretti ki, melekler üzerine tatlı bir rüzgar esdi ki, vasfı anlatılamaz. O tatlı rüzgar, Cennet ağaçlarının üzerine eser. Çünkü, Cennet ağaçlarının yapraklarının birbirine dokunması ile hoş bir seda hasıl oldu ki, dinliyenlerin akılları başlarından gitti. Ondan sonra gönül kuşlarına emretti ki nağmeye başladılar. Ya Habiballah! Allahü teala “Ey meleklerim şahid olunuz ki Fatıma’yı Ali’ye helalliğe verdim” buyurdu. Sana da emir olundu ki, burada da Sahabe-i güzini  toplayıp, nikah yapasın. Resulullah Efendimiz bunu işitti. Tekrar şükür secdesi yaptı. Emretti ki, Sahabe-i güzin hazretlerini toplasınlar.

Ondan sonra Hazreti Cebrail’e dedi ki, ya kardeşim Cebrail! Kızım Fatıma benim hatırımı kırmaz. Bu Cennet elbiselerini dünyada giymeye değmez. Geriye Cennet’e götürünüz! Sahabe-i kiram toplandı. Hazreti Resulün ve Hazreti Ali’nin vekili kim olacak diye baktılar. Biraz durakladılar. Derhal Cebrail aleyhisselam gelip, dedi ki, ya Resulallah! Allahü teala sana selam edip, emretti ki, hutbeyi Hazreti Ali okusun. Hazreti Ali hutbeyi okudu [kimse onun yerine vekil olmadı. Kendisi bulundu]. Dörtyüz akçe ile nikah ettiler. Müjdeyi, Hazreti Fatıma’ya müjdelediler. Hazreti Fatıma razı olmadı. Hazreti Cebrail tekrar geldi. Ya Resulallah! Allahü teala buyurdu ki; Fatıma dörtyüz akçe ile nikaha razı olmaz ise dörtbin akçe olsun. Geri Hazreti Fatıma’ya söylediler. Yine razı olmadı. Geri Hazreti Cebrail gelip, dörtbin altın emir olundu. Hazreti Fatıma yine razı olmadı. Ya Resulallah! Allahü teala emretti ki, Sen bizzat, Hazreti Fatıma huzuruna varıp, muradı ne ise sual edesin.


Kaynak
İslâm Tarihî Ansiklopedisi
« Son Düzenleme: 03 Ocak 2020, 10:29:20 Gönderen: Admin »
Allah var gam yok.!