İslam ve Tarih
www.islamvetarih.com

         🇹🇷  LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMED RASULULLAH  🇹🇷

Hz.Ömer (1.Bölüm)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Admin

  • Allah var gam yok.!
  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
    • İleti: 3124
    • Karma: +0/-0
    • Cinsiyet:Bay
  • Allah Var Gam Yok.!
    • Profili Görüntüle
    • www.islamvetarih.com
HAZRETİ ÖMER - 1



Hazreti Ömer, Eshab-ı kiramın en büyüklerinden

Peygamberimizin ikinci halifesidir. Hulefa-i Raşidinden ve Aşere-i mübeşşereden yani Cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Hicretten kırk sene önce Mekke’de doğdu. Dokuzuncu dedesi olan Ka’b’da soyu Peygamberimizin soyu ile birleşir. Babası Hattab Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinden, annesi Hanteme binti Hişam Ebu Cehl’in kızkardeşiydi. Daima re’yi isabet ettiği, doğru söylediği veya hakkı batıldan ayırdığı için “Faruk” ismi verildi. Künyesi Ebu Hafs’tır. İslamdan önceki Mekke toplumunda doğup büyüyen Hazreti Ömer, soy kütüğü ilmini iyi bilirdi. Gençliğinde ata biner ve güreş yapardı. Hicaz bölgesinin o zaman en meşhur ve büyük panayırı olan Ukaz Panayırında defalarca güreşte birinci oldu. Ayrıca hitabetinin üstünlüğü ve ata binmekteki mahareti meşhur olmuştur.

Eğere dokunmadan ata binerdi. Sol elini sağ eli gibi iyi kullanırdı. Çok heybetli, cesur ve çok kuvvetliydi. Edebindan, hayasından Resulullah’ın huzurunda o kadar yavaş konuşurdu ki, Peygamberimiz; “Yüksek söyle ya Ömer, işitemiyorum.” buyururdu. Peygamber efendimiz bir gün Hazreti Ömer ile Ebu Cehl’in bir yerde oturup, gizli gizli bir şeyler konuştuklarını gördü. O gece dua edip; “Ya Rabbi! Bu İslam dinini Ömer ile yahut Ebu Cehl ile kuvvetlendir.” dedi. Peygamber efendimizin duası üzerine Hazreti Ömer Müslüman olmakla şereflendi. Müslüman olması şöyle oldu: Resulullah’a peygamber olduğunun bildirilmesinin altıncı yılında, Resulullah’ın amcası Hazreti Hamza imana gelince, Müslümanlar çok kuvvetlendi. Çok sevindiler. Bu iş Kureyş kafirlerine güç geldi. İleri gelenleri toplandılar. “Muhammed’in adamları çoğalıyor. Bunu önlemeye çare bulalım.” dediler. Herbiri bir şey söyledi. Ebu Cehl; “Muhammed’i öldürmekten başka çare yoktur. Bunu yapana, şu kadar deve, bu kadar da altın veririm.” dedi. Ömer bin Hattab yerinden fırladı. “Bu işi, Hattaboğlundan başka yapacak yoktur.” dedi. Onu alkışladılar. “Haydi Hattaboğlu! Görelim seni!” dediler. Kılıcını çekerek yola düştü. Nuaym bin Abdullah’a rastladı. Nuaym; “Bu şiddet, bu hiddetle nereye ya Ömer?” dedi. O da; “Millet arasına ikilik sokan, kardeşi kardeşe düşman eden Muhammed’i öldürmeye gidiyorum.” dedi. “Ya Ömer! Güç bir işe gidiyorsun.

O’nun Eshabı, çevresinde pervane gibi dolaşıyor. O’na bir şey olmasın diye titreşiyorlar. O’na yaklaşmak çok zordur. O’nu öldürsen bile Abdülmutaliboğullarının elinden yakanı nasıl kurtarabilirsin?” dedi. Onun bu sözlerine çok kızdı. “Yoksa, sen de mi onlardan oldun? Önce senin işini bitireyim.” diye, kılıcına sarıldı. “Ya Ömer! Beni bırak! Kardeşin Fatıma ile zevci Said bin Zeyd’e git ki, ikisi de Müslüman oldu.” dedi. Hazreti Ömer onların Müslüman olduğuna inanmadı. Nuaym bin Abdullah’ın; “Eğer inanmazsan, git sor! Anlarsın.” sözleri üzerine hızla kardeşinin evine gitti. O anlarda Taha suresi yeni gelmiş, Said ile Fatıma, bunu yazdırıp, Habbab bin Eret adındaki sahabiyi evlerine getirmiş, okuyorlardı. Ömer bin Hattab, kapıdan bunların sesini duydu. Kapıyı sert bir şekilde çaldı. Onu, kılıç belinde kızgın görünce yazıyı saklayıp Habbab’ı gizlediler. Sonra kapıyı açtılar. Hazreti Ömer içeri girince; “Ne okuyordunuz?” diye sordu. Said’in; “Bir şey yok.” cevabı üzerine daha da kızarak; “İşittiğim doğruymuş. Siz de O’nun sihrine aldanmışsınız.” dedi. Said’i yakasından tutup, yere attı. Fatıma beyini kurtarmak isterken, onun yüzüne de öfkeyle bir tokat indirdi. Fatıma’nın burnundan kan boşandı. Bunu gören Hazreti Ömer, kardeşine acıdı. Fatıma iman kuvvetiyle Allahü tealaya sığınarak; “Ya Ömer! Niçin Allah’tan utanmazsın? Ayetler ve mucizelerle gönderdiği Peygambere inanmazsın? İşte ben ve zevcim, Müslüman olmakla şereflendik. Başımızı kessen bundan dönmeyiz.” dedi ve kelime-i şehadeti okudu. Hazreti Ömer, yere oturdu. Yumuşak sesle; “Hele şu okuduğunuz kitabı çıkarınız.” dedi. Fatıma getirip ona verdi.

Hazreti Ömer, güzel okuma bilirdi. Taha suresini okumaya başladı. Kur’an-ı kerimin fesahatı, belagatı, manaları ve üstünlükleri kalbini çok yumuşattı. “Göklerde ve yeryüzünde ve bunların arasında ve toprağın altındaki şeyler hep O’nundur.” mealindeki ayeti okuyunca, derin derin düşünceye daldı. “Ya Fatıma! Bu bitmez tükenmez varlıklar, hep sizin taptığınız Allah’ın mıdır?” dedi. Kardeşi; “Evet, öyle ya! Şüphe mi var?” dedi. “Ya Fatıma! Bizim bin beş yüz kadar altından, gümüşten, tunçtan, taştan oymalı, süslü heykellerimiz var. Hiçbirinin, yeryüzünde bir şeyi yok!” diyerek, şaşkınlığı arttı. Biraz daha okudu. “O’ndan başkasına tapılmaz, bel bağlanmaz. Her şey, ancak O’ndan beklenir. En güzel isimler O’nundur.” mealindeki ayet-i kerimeyi düşündü. “Hakikaten, ne kadar doğru.” dedi. Habbab bu sözü işitince, yerinden fırladı. Tekbir getirdikten sonra; “Müjde ya Ömer! Resulullah Allahü tealaya “Ya Rabbi! Bu dini, Ebu Cehl ile yahut Ömer ile kuvvetlendir.” diye dua etti. İşte bu devlet, bu saadet sana nasib oldu.” dedi. Bu ayeti kerime ve bu dua, Hazreti Ömer’in kalbindeki düşmanlığı sildi, süpürdü. Hemen; “Resulullah nerede?” dedi. Kalbi, Resulullah’ın sevgisiyle yanmaya başladı. O gün, Resul-i ekrem Safa Tepesi yanında, Erkam’ın evinde Eshabına nasihat veriyordu.

Eshab-ı kiram toplanmış, O’nun nurlu cemalini görmekle, tatlı tesirli sözlerini işitmekle kalplerini cilalıyor, ruhlarını ferahlatıyorlardı. Sonsuz lezzet, zevk ve neşe içinde halden hale dönüyorlardı. Hazreti Ömer’i buraya getirdiler. Onun kılıçla geldiğini gören Eshab-ı kiram, Resulullah’ın etrafını sardı. Hazreti Hamza; “Ömer’den çekinecek ne var, iyilikle geldiyse, hoş geldi. Yoksa o kılıcını çekmeden, ben onun başını yere düşürürüm.” derken, Resulullah efendimiz; “Yol verin, içeri gelsin!” buyurdu. Biri sağında, biri solunda, ötekiler tetikte olarak içeri girdi. Cebrail aleyhisselam daha önce Hazreti Ömer’in iman ettiğini, yolda olduğunu haber vermişti. Resulullah Hazreti Ömer’i tebessüm buyurarak karşıladı ve; “Bırakınız, yanından ayrılınız!” buyurdu. Bıraktılar. Resulullah’ın önünde diz çöktü. Resulullah efendimiz, Hazreti Ömer’in kolundan tutup; “İmana gel ya Ömer!” buyurdu. O da temiz kalple kelime-i şehadeti söyledi. Eshab-ı kiram, sevinçlerinden yüksek sesle tekbir getirdi. Eshab-ı kiram, o zamana kadar iman ettiklerini gizler, gizli ibadet ederlerdi. Hazreti Hamza’nın ve üç gün sonra da Hazreti Ömer’in Müslüman olması ile Müslümanlar kuvvetlendi. Hazreti Ömer; “Kardeşlerimiz ne kadardır?” dedi. “Seninle kırk olduk.” dediler. “Öyleyse, ne duruyoruz? Haydi çıkalım, Harem-i şerife gidelim. Açıkça namaz kılalım!” dedi. Resulullah kabul buyurdu.

Önde Hazreti Ömer, sonra Hazreti Ali, ondan sonra Resulullah, sağında Hazreti Ebu Bekr, solunda Hazreti Hamza, arkasında öteki Sahabiler yürüyerek Harem-i şerife gittiler. Kureyş’in ileri gelenleri, orada Hazreti Ömer’den müjde bekliyorlardı. Hazreti Ömer’i bütün Müslümanlarla beraber görünce; “Ömer Muhammedileri toplamış getiriyor.” dediler. Sevindiler. Ebu Cehl, zeki, cin fikirli olduğundan, bu gelişi beğenmedi. İleri varıp; “Ya Ömer! Bu ne hal?” dedi. Hazreti Ömer hiç aldırış etmeden; “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden resulullah.” dedi. Ebu Cehl, ne diyeceğini şaşırdı. Donakaldı. Hazreti Ömer bunlara dönerek; “Beni bilen bilir. Bilmeyen bilsin ki, Hattaboğlu Ömer’im. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen, yerinden kıpırdasın.” dedi. Hepsi geriye çekilip dağıldılar. Ehl-i İslam, Harem-i şerifte saf olup, yüksek sesle tekbir aldı. İlk olarak meydanda namaz kıldılar. Hazreti Ömer, o günden sonra, dayısı Ebu Cehl’e ve kafirlerin ileri gelenlerine meydan okudu. Hazreti Ömer Müslüman olunca; “Ey Peygamberim! Sana Allah ve müminlerden, senin izinde gidenler yetişir.” mealindeki Enfal suresi altmış dördüncü ayeti indi. Eshab-ı kiram Mekke’den Medine’ye hicret ederken Hazreti Ömer silahını kuşanarak açıkça hicret etti. Medine’ye daha önce varıp Resulullah efendimizin teşrif etmekte olduğunu müjdeledi. Kuba’ya yerleşip, Peygamberimizi karşıladı. Hicretten sonra Eshab-ı kiram arasında yapılan kardeşlikte, Hazreti Ömer de, Utban ibni Malik ile kardeşlik kurmuştu.

Hergün biri nöbetleşe Resulullah’ın huzurunda bulunur, duyduklarını birbirlerine naklederlerdi. Abdullah bin Zeyd bin Sa’lebe ve Hazreti Ömer rüyada ezan okunmasını görüp sevgili Peygamberimize söylediler. Resulullah efendimiz bunu beğenip namaz vakitleri girerken okunmasını emir buyurdu. Hazreti Ömer, bütün savaşlarda bulundu. Bedir ve Uhud savaşlarında devamlı Resulullah’ın yanında yer aldı. Hendek Savaşında hendeğin önemli bir yerini emrindeki askerlerle tuttu ve hücum eden düşmana mani oldu. Hayber’in fethinden sonra askerler arasında taksim edilen araziden kendine düşen kısmı vakfetti. Bu ilk vakıflardan biri oldu. Mekke’nin fethinde de bulundu. Mekke’nin fethinden sonra yapılan Huneyn Savaşına katıldı. Tebük Seferinde bütün malının yarısını orduya verdi. Hendek Savaşından sonra Peygamber efendimiz Hazreti Ömer’in kızı Hazreti Hafsa ile evlendi. Böylece Resulullah’ın akrabası olmakla şereflendi. Veda Haccında da bulunan Hazreti Ömer, Resulullah’ın vefatından sonra Hazreti Ebu Bekr’e devamlı yardımcı oldu. Hazreti Ebu Bekr’in halife seçilmesinde ilk biat eden Hazreti Ömer’dir. Bundan sonra da her işinde halifeye yardım edip, vefatına kadar onun hizmetinde bulundu. Usame ordusunun Suriye’ye gönderilmesinde, irtidat (dinden dönme) olaylarının önlenmesinde büyük hizmetler yaptı. Hazreti Ebu Bekr devrinin beytülmal emini, yani maliye vekili Hazreti Ömer idi.

O zaman henüz toplanmamış sahifeler halinde bulunan Kur’an-ı kerimin bir kitap haline getirilmesini ilk önce Hazreti Ömer teklif etti. Hazreti Ebu Bekr Kur’an-ı kerim ayetlerini kitap halinde bir araya toplattı. Hazreti Ebu Bekr vefatına yakın, Eshab-ı kiramın ileri gelenlerini çağırıp görüştükten sonra, Hazreti Ömer’i halife tayin etti. Hazreti Osman’ı çağırarak; “Yaz.” buyurdu. O da yazmaya başladı. Önce besmele yazıldı. Sonra; “Bu Allah’ın Resulünün sallallahü aleyhi ve sellem halifesi Ebu Bekr’in dünyadaki son günü, ahiretteki ilk gününün vasiyetidir. Ben Ömer ibni Hattab’ı halife seçtim. Onu dinleyin. Ona itaat edin! Hayrı araştırmada kusur etmedim. Eğer sabır ve adalet eylerse beni tasdik etmiş olur. Yanılmışsam gaybı ancak Allah bilir. Ben hayrı istedim...” yazdırdı. Hazreti Ebu Bekr kendinden sonra Hazreti Ömer’i halife seçtiğini Eshab-ı kirama bildirip yazdırdığı vasiyetini okuyunca, Eshab-ı kiram; “Kabul ettik ve itaat ettik.” dediler. Hazreti Ömer 634 (H.13) yılında halife oldu.

İlk olarak Emir-ül müminin ismini aldı. On sene altı ay ve yedi gün adaletle halifelik yaptı. Halifeliği sırasında o zamanın iki büyük devleti olan Bizans ve Sasani İmparatorluklarının hakimiyeti altında bulunan Suriye, Filistin, Mısır, Irak ve İran’ı İslam devletinin sınırları içine aldı. Zamanında bin otuz altı büyük şehir zapt edildi. Kuzey Afrika’dan Türkistan’a, Azerbaycan’dan Yemen’e kadar uzanan ve iki milyon kilometre kareden büyük olan İslam devletini, kurduğu mükemmel müesseselerle gayet muntazam bir şekilde idare etti. Devleti idari bölgelere ayırmıştı. Bu bölgelerin en başta gelenleri Hicaz, Suriye, El-Cezire, Basra, Kufe, Mısır, Filistin, İran, Horasan ve Kirman bölgeleriydi. Her bir idari bölgenin başına bir vali tayin etti. Bölgeler vilayet, nahiye, kasaba merkezlerine ayrıldı. Buraların idaresini verdiği valilerin, memur ve diğer görevlilerin seçiminde ve denetiminde son derece titiz davranırdı. Valilerden, kadılarından ve diğer memurlarından mal beyannamesi istedi.

Onlara dolgun maaş verirdi. Valilerin aylık maaşı 1000 dinardı. Valiler hakkında yapılan şikayetleri tahkik ederdi. Davalara bakması için mahkemeler, adli teşkilatlar, suç ve zabıta işlerine bakan, satıcıları kontrol eden, halkın birbiriyle olan günlük münasebetlerini düzenleyen teşkilatlar kurdu. Beytülmal için ayrı bir yer ve memurlar tayin edildi. İlk defa para bastırdı. Yine Hazreti Ömer zamanında dört binden fazla cami ve mescit yapıldı. Yollar, köprüler inşa edilip, su kanalları açıldı. Mekke’de hacılar için, yollar boyunca misafirhaneler, hanlar yapılıp, kuyular açıldı. Yeni fethedilen bölgelerde yerleşim merkezleri kurulup buralar imar edildi. Yazılı muamelelerde karışıklığı önlemek için Peygamber efendimizin hicreti başlangıç olan takvim kararlaştırıldı. İlk defa nüfus sayımı Hazreti Ömer zamanında yapıldı. Fakir çocuklara maaş verildi. Satıcıların, esnafın ve tüccarın müşterileri aldatmalarına mani olmak için hisbe denilen belediye teşkilatını kurdu. Posta teşkilatını geliştirdi. Geceleri bekçi koyup, asayişin teminini ilk defa o tatbik etti. Mısır’dan Medine’nin Car iskelesine deniz yoluyla gıda maddeleri ilk defa onun zamanında geldi. Makam-ı İbrahim’i bugünkü yerine koydu. Müslümanların artmasıyla küçük gelmeye başlayan Mescid-i Haram’ı ve Mescid-i Nebevi’yi genişletip tamir ettirdi. Mescid-i Haram etrafına duvar çektirdi. Eshab-ı kirama maaş verilmesi için dereceleme yapıp her birinin derecesini divan denilen defterde tesbit ettirdi.

Bunların saklandığı yere de divan adı verilmiştir. Ayrıca miskinlere, fakir olanlara beytülmaldan un ve yiyecek verilmesi şeklinde nafaka bağladı. Mısır Valisi Amr ibn-ül As, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayacak bir kanal açmak için teşebbüse geçmek üzere izin istediğinde, Hazreti Ömer ona gerekli izni verdi. İslamın adaletini bütün dünyaya tanıtan Hazreti Ömer, ilmin yayılmasına, insanların eğitilmesine de büyük önem verir ve fethedilen yerlerde İslamiyet’in yayılması, yeni kitlelere anlatılması için çok gayret sarfederdi. Onun halifeliği sırasında, Kur’an-ı kerim ve hadis-i şeriflerin öğretilmesi için her tarafta okullar açılmış ve buralarda ders vermek üzere maaşlı muallimler tayin edilmişti. Hazreti Ömer, insanların bilmedikleri meseleler, hükümler hakkında, malumat elde edebilmeleri için müftüler tayin etmişti. Herkes, muhtaç olduğu dini, hukuki bilgileri müftülerden sorup öğrenerek, ona göre hareketini tanzim edebilirdi. Fetva, irşad ve insanları aydınlatma vazifesi, pek mühim olup, bunun ehli olmayan kimseler tarafından yapılması, fayda yerine zarar vereceğinden, Hazreti Ömer müftüleri bizzat tayin eder, kendisinin müsaade vermediği kişileri fetvadan men ederdi.

Zamanında fetva verme vazifesini gören zatlar; Hazreti Ali, Osman, Muaz bin Cebel, Abdurrahman bin Avf, Übey ibni Ka’b, Zeyd bin Sabit, Ebu Hüreyre, Ebüdderda radıyallahü anhüm gibi Eshab-ı kiramın büyükleriydi. Hazreti Ömer çok adil, abid, merhametli, alçak gönüllü olup, fakirlikle yaşardı. Hazreti Ömer, kuru arpa ekmeği yer, kalın kumaşlardan elbise giyerdi. Zamanında çok fetihler oldu. Öyle ki onun zamanında sekiz bin camide Cuma namazı kılınıyordu. Her nereye asker gönderse, zafer bulup, sağ salim olarak ganimetle dönerdi. Ordusunun mağlup olduğu görülmemişti. Çünkü çok hazırlıklı, tedbirli ve adaletli hareket ederdi. Şanı bu kadar büyük, şöhreti bu kadar fazla olmasına rağmen yemesi, içmesi değişmedi. Mübarek kalbine kibir gelmedi, büyüklenmedi. Sonu üzüntü, pişmanlık olan iş yapmadı. Öyle adaletliydi ki, kendi oğlu günah işleyince, Allahü tealanın emri kadar had vurulmasını emretti.

Ölünceye kadar bütün İslam aleminin, Resulullah efendimiz gibi huzur, safa ve rahatlık içinde yaşamasını temin etti. Hazreti Ömer, 645 (H.23) yılının son ayında Ebu Lü’lü Firuz adında Yahudi bir köle tarafından namaz kılarken şehit edildi. Bu köle Hazreti Ömer’e gelip, efendisinin kendinden aldığı verginin çok olduğunu iddia etti. Hazreti Ömer ona ne kadar vergi ödediğini ve ne iş yaptığı sordu. Marangozluk ve demircilik yaptığını, günde iki dirhem vergi ödediğini söyleyince; Hazreti Ömer; “Bu kazançlı mesleklere göre, senden alınan miktar fazla değildir.” dedi. Adaletiyle de herkes tarafından takdir edilen Hazreti Ömer’in bu sözüne razı olmayıp, düşmanlık gösteren Firuz, onu öldürmeyi planladı. Hazreti Ömer ile görüştüğü günden bir gün sonra, elbisesi içine bir hançer saklayıp, sabah namazı vaktinde mescide girdi. Beklemeye başladı.

Hazreti Ömer safları düzeltip tekbir alarak namaza durur durmaz, Firuz yerinden fırlayıp Hazreti Ömer’e arka arkaya altı darbe vurdu. Darbelerden biri karnına isabet etti. Firuz bir kişiyi daha yaralayıp kaçtı ve yakalanmadan önce intihar etti. Hazreti Ömer evine kaldırıldıktan bir müddet sonra ayılıp; “Katilim kimdir?” dedi. Ebu Lü’lü Firuz olduğu söylenince; “Allah’a şükürler olsun ki bir Müslüman tarafından vurulmadım...” dedi. Hazreti Ömer kendinden sonra halife olacak kimsenin tayini için Eshab-ı kiramdan, Cennetle müjdelenenlerden yedi kişiyi seçti. Bunlar; Hazreti Osman, Hazreti Ali, Zübeyr, Talha, Sa’d ibni Ebi Vakkas, Abdurrahman bin Avf ve Abdullah ibni Ömer radıyallahü anhüm idi. Bu yedi kişiden kendi oğlu Abdullah bin Ömer’i seçilmemek kaydıyla listeye dahil etmişti. Bundan sonra oğlu Abdullah’ı Peygamber efendimizin hanımı Hazreti Aişe’ye gönderip kendisinin Resulullah’ın yanına defnedilmesi için müsaade etmesini istedi. Hazreti Aişe’ye durum bildirilince; “O yeri kendim için ayırmıştım, fakat gönül hoşluğu ile Hazreti Ömer’e veriyorum.” dedi. Hazreti Ömer bu haberi duyunca; “Bu benim en büyük dileğimdi.” buyurarak çok memnun oldu. Yaralandıktan yirmi dört saat sonra vefat etti. Peygamber efendimizin yanına defnedildi.

Şehit olduğunda 63 yaşındaydı. Her haliyle dost ve düşmanın hayran kaldığı adaleti dillere destan olan Hazreti Ömer’in vefatı, Eshab-ı kiramı ve diğer Müslümanları son derece üzdü, mahzun etti. Hazreti Ömer şehit olunca, Abdullah ibni Ömer, Sahabe-i kirama dedi ki: “İlmin onda dokuzu, Ömer ile beraber öldü.” Bazılarının bu sözü anlamayarak durakladıklarını görünce; “İlimden maksadım Allahü tealayı bilmektir. Diğer bilgiler değildir.” dedi. Peygamberlerden sonra insanların en üstünü Hazreti Ebu Bekr’dir. Ondan sonra Hazreti Ömer insanların en üstünüdür. Hazreti Ömer, bütün ilimlerde Eshab-ı kiramın ileri gelenlerindendi. Tefsir ilminde çok yüksekti. Kur’an-ı kerimin tefsirini bizzat Resulullah’tan dinlemiş ve öğrenmiştir. Peygamber efendimizin devrinde de kadılık yapar ve Eshab-ı kiramın müşkillerini hallederdi. Kur’an-ı kerimin birçok ayeti onun ictihadını teyit etmiş kuvvetlendirmiştir. Hazreti Ömer’in fıkıh ilmine de büyük hizmeti olmuştur.

Fıkıh usulünün birçok kaidesini tespit etmiş, Resulullah’ın sünnetlerini itina ile tespite çalışmış ve pekçok fetva vermiştir. Bu fetvaların bin kadarı fıkhın mühim meselelerinin temelini teşkil etmiştir. Hazreti Ömer, çeşitli hadis-i şeriflerle methedildi: “Ben peygamberlerin sonuncusuyum. Benden sonra peygamber gelmeyecektir. Eğer benden sonra peygamber gelseydi, Ömer elbette peygamber olurdu.” hadis-i şerifi yüksekliğini anlatmaya yetişir. Faziletini, üstünlüğünü ve kıymetini bildirmek için hakkında din alimleri ve Müslüman olmayan kimseler tarafından ciltlerle kitap yazıldı. Hazreti Ömer’i metheden hadis-i şeriflerin çoğunu Hazreti Ali bildirmiştir. Onu metheden hadis-i şeriflerden bir kısmı şunlardır: Ömer iman ettiği gün, Cebrail (aleyhisselam) geldi ve; “Melekler birbirlerine Ömer’in Müslüman olduğunu müjdelediler.” dedi.

Ömer, Cennet ehlinin ışığı ve İslamın nurudur. Allahü teala, hakkı Ömer’in diline ve kalbine yerleştirmiştir. Şeytan Ömer ibni Hattab’ı gördüğü zaman, heybetinden yüz üstü yere düşer. Şu dört kişiyi ancak münafık olan kimse sevmez: Ebu Bekr, Ömer, Osman, Ali.” Hazreti Ömer, Peygamber efendimizden beş yüzden fazla hadis-i şerif rivayet etmiştir. Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bir kısmı şöyledir: “Öyle bir gün idi ki, Eshab-ı kiramdan bir kaçımız Resulullah efendimizin huzurunda ve hizmetinde bulunuyorduk. O gün, o saat, çok şerefli, pek kıymetli ve hiç ele geçmez bir gündü. Çünkü, Resulullah’ın sohbetinde, yanında bulunmakla şereflenmek, ruhlara gıda olan, canlara zevk ve safa veren cemalini görmek nasip olmuştu.

O vakit, ay doğar gibi, bir zat yanımıza geldi. Elbisesi çok beyaz, saçları pek siyahtı. Üzerinde toz toprak, ter gibi yolculuk alametleri görünmüyordu. Resulullah’ın Eshabı olan bizlerden hiç birimiz onu tanımıyorduk. Yani, görüp bildiğimiz kimselerden değildi. Resulullah efendimizin huzurunda oturdu. Dizlerini, mübarek dizlerine yanaştırdı. Ellerini Resul-i ekrem efendimizin mübarek dizleri üzerine koydu. Resulullah’a sallallahü aleyhi ve sellem sorarak; “Ya Resulallah! Bana İslamiyet’i, Müslümanlığı anlat.” dedi. Resul-i ekrem efendimiz buyurdu ki: “İslamın şartlarından birincisi Kelime-i şehadet getirmek, “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh” demektir.”

(İslamın ikinci şartı) vakti gelince namazı kılmaktır. (Üçüncüsü) malın zekatını vermektir. (Dördüncüsü) Ramazan-ı şerif ayında her gün oruç tutmaktır. (Beşincisi) gücü yetenin, ömründe bir kere hac etmesidir.” O zat Resulullah’tan bu cevapları işitince; “Doğru söyledin ya Resulallah.” dedi. Biz dinleyiciler, onun bu sözüne şaştık. Çünkü, hem soruyor, hem de verilen cevabın doğru olduğunu tasdik ediyordu. Bu zat yine sorarak; “Ya Resulallah! İmanın ne olduğunu, hakikatini ve mahiyetini de bana bildir.” dedi. Resulullah efendimiz; “İman, önce Allahü tealaya inanmaktır.” buyurdu. Sonra devam ettiler: (İmanın altı temelinden ikincisi) Allahü tealanın meleklerine inanmaktır.

(Üçüncüsü) Allahü tealanın bildirdiği kitaplarına inanmaktır. (Dördüncüsü) Allahü tealanın peygamberlerine inanmaktır. (Beşincisi) ahiret gününe inanmaktır. (Altıncısı) kadere, hayır ve şerlerin Allahü tealadan olduğuna inanmaktır...” Sonra o zat gitti. Ben uzun bir müddet Resulullah efendimizin yanında kaldım. Bana buyurdu ki: “Ya Ömer! O soranın kim olduğunu biliyor musun?” Ben; “Allah ve Resulü bilir.” dedim. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem; “O (Cibril) Cebrail idi. Sizlere dininizi öğretmek için geldi.” buyurdu.

İki Müslüman karşılaştıklarında, birbirlerine selam vererek müsafehalaşırsa, aralarına yüz rahmet iner. Bunun doksanı, önce selam verip müsafehalaşana, onu ise müsafeha eden ikinci şahsadır. Ya ma’rufu (iyiliği) emreder ve münkerden (kötülüklerden) nehyedersiniz, yahut Allahü teala sizin kötülerinizi size musallat eder. Sonra iyileriniz dua etmeye yönelir, fakat duaları kabul olmaz. Eğer siz hakkıyla Allah’a tevekkül etseydiniz, kuşların rızkını verdiği gibi, sizin de rızkınızı verirdi. Onlar sabah aç çıkar akşama tok olarak döner.


 
Kaynak
İslâm Tarihî Ansiklopedisi
« Son Düzenleme: 03 Ocak 2020, 10:27:59 Gönderen: Admin »
Allah var gam yok.!