Menü

................................................................

Reklam Alanı

Abesi Aleyhisselam

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Admin

  • Allah var gam yok.!
  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
    • İleti: 1851
    • Karma: +0/-0
    • Cinsiyet:Bay
  • Allah Var Gam Yok.!
    • Profili Görüntüle
    • www.islamvetarih.com
ABESİ ALEYHİSSELAM



İsa aleyhisselamla, Muhammed aleyhisselam arasındaki zamanda gönderilen bir peygamber.

Aden beldesinde yaşayan bir kavme gönderilmiştir. Bu kavmin Abes kavmi olduğu rivayet edilmektedir. Hayatı, yaşayışı, ümmeti ile olan münasebetleri hakkında fazla bilgi bulunmayan Sinan bin Abesi aleyhisselam, vefatından kırk gün sonra kabrinin açılmasını vasiyet etti ve ahiretle ilgili hususları anlatacağını bildirdi. Ancak oğulları; “Bize öldükten sonra kabirden çıkan kimsenin çocukları derler!” bahanesiyle kabrinin açılmasına mani oldular. Böylece cahillikleri büyük bir hıyanete sebeb oldu.

Dolayısıyla babaları olan bir peygamberi ve onun vasiyetini de zayi ettiler. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselama peygamberlik emri bildirildikten sonra, Halid bin Sinan Abesi aleyhisselamın kızı hayattaydı. Peygamberimizin huzuruna kavuşmakla şereflendi. Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) ridasını sererek üzerine oturttu ve iltifat ederek; “Merhaba, ey kavmi vücudunun zayi olmasına sebeb olduğu peygamberin kızı.” buyurdu.

Din düşmanları her tarafı kapladığı bir zamanda, dinlerini korumak için her şeylerini terk edip, hicret eden ve Efsus (Tarsus)taki mağarada medfun bulunan yedi kişi ile Kıtmir adındaki köpekleri. Kur’an-ı kerimde Kehf suresinde kıssaları uzun bildirilmektedir. Eshab-ı Kehf denilen imanlı gençler, Efsus yani Tarsus şehri ahalisinden idiler. Bunlardan altısı sarayda vazifeli, hükümdara yakın kimselerdi. Hazret-i Ali’nin rivayetine göre Eshab-ı Kehf’in adedi yedi olup, bunların altısı hükümdarın müşavere heyetinde idi. Onun sağında ve solunda bulunurlardı. Sağındakiler Yemliha, Mekselina ve Mislinaidi. Bunlara “Eshab-ı yemin” denmiştir. Hükümdarın solunda bulunanlar ise, Mernuş, Debernuş ve Şazenuş’tur. Bunlara da “Eshab-ı yesar” denmiştir. Hükümdar o tarihte Roma imparatorlarından Dimityanus veya Dokyanus olup, rezil, zalim bir kimseydi.

Putlara tapardı. Sonra tanrılığını ilan etti. Putperestliği kabul etmeyen az sayıdaki müminleri yakalatıp parçalattıktan sonra şehrin kapılarına astırdı. Hükümdar bir ihbar üzerine saraydaki bu imanlı gençlerin durumlarını öğrendi. Büyük bir öfke ile onları çağırıp tehdid etti. Fakat onlar, iman yolunda sebat gösterip, şirki ve putperestliği kabul etmediler. Üstelik Dokyanus’u imana davet ettiler. Eshab-ı Kehf bu hak sözleri Dokyanus’a sarayda, hazır olan bir topluluk içinde söylediler. Saray erkanı içinde büyük bir cesaretle: “Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbi’dir. Fani (yok olucu) şeyler nasıl yaratıcı olabilir.” dediler. Hükümdar onların eski günlerine dönmeleri için zaman tanıdı. Bu da imanlı gençlere Allahü tealanın bir lütfu oldu. Çünkü bu bekleme esnasında birbirleriyle istişare ederek, hicret imkanını elde ettiler.

Dinlerini korumak için şehre yakın bir dağ cihetine gittiler. Yolda giderken Kefeştetayyuş ismindeki bir çoban onların halini anlayıp iman etti ve yedincileri oldu. Çobanın köpeği Kıtmirde onlara katılıp, arkalarından takib etti. Dağa yaklaştıklarında çobanın gösterdiği bir mağaraya girdiler. Onlar mağarada Allahü tealanın rahmet ve lütfunu dileyerek duada bulundular. Allahü teala bu hususu Kur’an-ı kerimde Kehf suresinin 13. ayet-i kerimesinde mealen şöyle bildirmektedir: O zaman o genç yiğitler mağaraya sığınmışlardı da: “Ey Rabbimiz! Bize tarafından bir rahmet (dinde hidayet, günahlarımızı da mağfiret et ve helal rızık) düşmanlarından emniyet ver ve işimizden (dinimizi korumak için kafirlerden ayrılıp, mağaraya iltica ettiğimizden dolayı) bizim için muvaffakiyet hazırla (o sayede rüşd ve hidayete ermiş, böylece çok sevaba kavuşmuş olalım). Diğer taraftan zalim hükümdar Dokyanus, Efsus’a gelip, onları sordu. Kaçtıklarını haber verdiklerinde, babalarını, onların getirilmesine zorladı. Babaları; “Bizim malımızı alıp, dağa doğru gittiler.” dediler Dokyanus adamları ile gidip, o mağarayı bulunca; “Burada ölsünler!” diye mağaranın ağzını kuvvetlice kapattırdı.

Dokyanus’un yakınlarından iki mümin, gençlerin isimlerini ve hallerini bir taşa nakşedip, mağaranın duvarına koydular. Bu mağara Betahlus Dağının güney tarafında idi. Güneş doğarken ve batarken oraya vurup, rütubet olmazdı. Allahü teala, meleklerle onları sağ ve sol taraflarına döndürürdü. Köpekleri dirseklerini kapının eşiğine uzatmıştı. Ölü değillerdi. Uyurken de gözleri açıktı. Nefes alırlar; saçları, tırnakları uzardı. Allahü teala, kemal-i kudretiyle ceset ve elbiselerini değiştirmedi. Uzun müddet uyuduktan sonra onları uyandırdı. Eshab-ı Kehf’in mağaradaki uyku müddeti Kur’an-ı kerimde mealen şöyle bildirilmektedir: Bunun üzerine biz, nice yıllar mağarada onların kulaklarına (harici şeyleri işitmelerine mani perde) vurduk. (Nice yıllar tam bir sükun içinde uyuttuk).

Onlar mağalarında üç yüz sene eğleştiler. (Buna) dokuz (yıl) daha kattılar. Cenab-ı Hak bu uzun uykudan sonra Eshab-ı Kehf’i uyandırınca, onlar henüz yattıkları günde bulunduklarını sandılar. Eshab-ı Kehf’in uykudan kalkmaları, birbirleriyle konuşmaları ve içlerinden birini şehre göndermeleri Kur’an-ı kerimde mealen şöyle bildirilmektedir: Biz, onları (uyuttuğumuz gibi, kudretimizle ceset ve elbiseleri bu uzun zamanda değişmeksizin) uyandırdık ki, hallerini bilsinler. (Birbiriyle soruşup hallerini ve Allahü tealanın kendilerine ne yaptığını öğrensinler de cenab-ı Hakk’ın kudretine olan yakinleri, imanları artsın. Öldükten sonra dirilmenin ne olduğunu ve bunun bir örneğini görsünler.

Allahü tealanın kendilerine olan nimetlerine şükretsinler.) Onlardan birisi (Mekselina) dedi ki: “Ne kadar zaman (yatıp) eğleştiniz!”(Zira onların mağaraya girmeleri güneş doğarken idi. Uyanmaları guruba yakın olmakla cevapta bazıları) “Bir gün, yahut günden bir mikdar uykuda kaldık.” dediler. (Tekrar uzamış kıllarına, tırnaklarına bakıp) birbirlerine; “Ne kadar eğlendiğimizi Rabbimiz daha iyi bilendir. Şimdi siz birinizi bu gümüş para ile şehre (Tarsus’a) gönderin de baksın, onun hangi yiyeceği temizse (daha helal, daha güzel, daha bol, daha ucuz ise) ondan bir rızık getirsin. Çok nazik hareket etsin. Sizi hiçbir kimseye sakın hissettirmesin.” dediler. (Kehf suresi: 19) Bunlar şehre gidip yiyecek getirecek kimsenin (Yemliha’nın) elbise değiştirerek halini kimseye bildirmeden gidip gelmesini uygun gördüler. Yemliha, bu vasiyetleri kabul edip şehre geldiğinde çok değişmiş bir başka alem buldu. Nihayet ekmekçi dükkanına girdi.

O parayı yani Dokyanus zamanında, onun adına olan sikkeyi ekmekçiye verince, ekmekçi bu adamın hazine bulduğunu sandı ve hemen elden ele göstererek polise vardı. Yemliha’yı tutup, “Bulduğun hazineyi ver.” diye tehdid ettiler. Yemliha dedi ki: “Ben hazine bulmadım. Dün bu altını evden aldım. Bugün çarşıya getirdim.” Babasının ismini sordular. Söyledi. “Burada o isimde kimse yoktur.” deyip, yalan söylüyorsun dediler. Çok sıkıldı. “Beni Dokyanus’a götürün, o benim işimi bilir.” Bu sözünü de alaya alıp; “Dokyanus öleli üç yüz seneye yakın oldu. Sen bize hikaye mi anlatıyorsun?” dediler. Velhasıl padişahları olan Salih Melik Tendrus’a götürdüler. Bu padişah mümin idi. Vaktindeki insanların çoğu, cesetlerin haşrını inkar ederdi. Padişah onlara bu hususta ne kadar nasihat ettiyse, fayda vermezdi.

Yemliha, başından geçenleri o padişaha anlatınca, padişah; oğlu, eşrafı ve yakın adamlarıyla birlikte, mağaraya geldiler. Yemliha varıp arkadaşlarına haber verdi. Padişah dahi yetişip, önceki halleri üzerine yazılan taşı getirip okudular. İsimleri ve halleri anlaşıldı. Onlara selam verip cevap aldı. Hepsinin boynuna sarılıp, veda ederken, tekrar eskisi gibi uykuya vardılar. Resulullah efendimiz zamanında, hazret-i Ebu Bekr ve hazret-i Ali, Eshab-ı Kehf’e gittiler. O zaman Eshab-ı Kehf uykudan uyanıp onları gördüler. Resulullah’a iman ettiklerini bildirdiler ve selam gönderip dua istediler. Eshab-ı Kehf, hazret-i Mehdi zamanında yine uykudan kalkıp, onun yanına gidip askeri olacaklar ve yardım edeceklerdir. Köpekleri Kıtmir dahi Cennet’e girecektir.

Kaynak
Tarih Ansiklopedisi
« Son Düzenleme: 01 Ocak 2020, 22:16:26 Gönderen: Admin »
Allah var gam yok.!


 


Popiler Konular