Menü

................................................................

Reklam Alanı

Hızır Aleyhisselam

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Admin

  • Allah var gam yok.!
  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
    • İleti: 1851
    • Karma: +0/-0
    • Cinsiyet:Bay
  • Allah Var Gam Yok.!
    • Profili Görüntüle
    • www.islamvetarih.com
HIZIR ALEYHİSSELAM



İbrahim aleyhisselamdan sonra yaşamış bir peygamber veya veli.

Avrupa ve Asya kıtalarına hakim olan Zülkarneyn aleyhisselamın askerinin kumandanı ve teyzesinin oğludur. İsminin, Belka bin Melkan, künyesinin Ebü’l-Abbas olduğu ve soyunun Nuh aleyhisselamın Sam isimli oğluna dayandığı bildirilmiştir. Bazıları da Hızır aleyhisselamın İsrailoğullarından olduğunu söylemişlerdir. Hızır lakabıyla meşhur olmasının sebebi, kuru bir yere oturup kalktığı zaman, oranın yeşerip yemyeşil olmasından dolayıdır. Sahih-i Buhari’de bildirilen bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz; “Hızır (aleyhisselam), otsuz kuru bir yerde oturduğunda, o yer birdenbire yemyeşil olur, peşi sıra dalgalanırdı.” buyurdu. Musa aleyhisselamla görüşüp yolculuk yaptı. Fakat vefatından sonra ruhu insan şeklinde gözüküp, gariblere yardım etmektedir.

Hızır aleyhisselam, Allahü tealanın sevgili kullarındandı. Doğdu, büyüdü ve vefat etti. Ancak Allahü teala onun ruhuna insan şeklinde görünmek ve kıyamete kadar yardım isteyen Müslümanların imdadına yetişmek, yardım etmek, konuşmak, ilim öğrenmek ve öğretmek özelliklerini verdi. Bazı alimler “nebi” (peygamber), bazı alimler de “veli”dir dediler. Hızır aleyhisselamda, yaşayan insanlarda görülen haller bulunduğu için yaşıyor zannedilmektedir. Hızır aleyhisselam, güzel ahlak sahibi, cömert ve insanlara karşı çok şefkatliydi. Allahü tealanın izni ile keramet ehli olup, kimya ilmini bilirdi. Hak tealanın bildirmesiyle ledünni ilme sahipti.

Hızır aleyhisselamın Musa aleyhisselam ile buluşması, görüşmesi ve yolculuk yapması Kur’an-ı kerim’de Kehf suresi 60 ve 80. ayetlerinde ve hadis-i şeriflerde bildirilmiştir. Peygamber efendimiz Eshab-ı kiram ile Tebük Harbindeyken ikindi namazını kıldıktan sonra iki beyit işittiler. Fakat şiiri söyleyeni göremediler. Resulullah efendimiz; “Bu iki beytin söyleyicisi kardeşim Hızır’dır. Sizi övüyor.” buyurdu. Hızır aleyhisselam birçok zatın tasavvufta yetişmesine rehberlik etmiş, feyz vermiştir. Hızır aleyhisselamın tasavvufta yetiştirdiği en meşhur alim ve velilerden biri Abdülhalık Gocdüvani hazretleridir. İslam tarihinde böyle Hızır aleyhisselamın yardım ettiği vakalar çoktur. Bazıları şöyledir:

Abdülvehhab Mütteki Şöyle anlattı: Küçüktüm, Mendev’de çıkan bazı hadiseler sebebiyle babamla sahraya çıktık. Fakat yolumuzu kaybettik. Yiyecek ve içecek hiçbir şeyimiz yoktu. Çok acıktım. Ağlamaya başladım. Babam beni teskin ediyor ve; “Sabret ileride yiyecek vardır.” diyordu. Ama bu sözler beni rahatlatmıyordu. Bu halde iken akşam oldu. Arslan ve kurt korkusundan bir ağaca çıkıp, geceyi orada geçirdik. Sabahleyin gördük ki, o ağaca yakın bir yerde tatlı su pınarı var. Sular şırıl şırıl akıyor. Yanında nur yüzlü bir ihtiyar oturuyor. Bizi görünce, koltuğunun altından sıcak ekmek çıkarıp babama verdi. Oraya yakın bir köyün yolunu bize gösterdi. Ekmekleri yedik. O sudan kana kana içtik ve köyün yolunu tuttuk. O köye gidip, rahat ettik. Sonra o zatı ve pınarı görmeyi arzuladık. Tekrar ağacın altına geldik.

Orada ne o pınar, ne de o zat vardı. Şaşıp kaldık. Herhalde o ihtiyar Hızır’dı ve bize yardım için görünmüştü. Ahmed bin İdris, Abdülvehhab Tazi hazretlerinin sohbetleri ve tasarrufları ile Magrib’de yetişen alim ve velilerin en büyüklerinden oldu. Çok kerametleri görüldü. Onun en büyük kerameti uyanık halde iken de Resulullah efendimizi görmesi ve O’ndan şifahen salevat-ı şerifeleri öğrenmesiydi. Kendisi şöyle anlatır: Bir defasında Resulullah efendimizi gördüm. Yanında Hızır aleyhisselam da vardı. Peygamber efendimiz Hızır aleyhisselama, bana Şaziliyye yolunun dersini (edebini) öğretmesini emrettiler. O da bana Resulullah’ın huzurunda nasıl olunacağını öğrettiler. Daha sonra Peygamber efendimiz, Hızır aleyhisselama sevabı daha çok olan zikir, salevat ve istigfarları öğretmesini buyurdu. O zaman Hızır aleyhisselam; “Onlar hangileridir ya Resulallah?” diye sual etti. Peygamber efendimiz; “La ilahe illallah Muhammedün Resulullah fi külli lemhatin ve nefesin adede ma vese’ahü ilmüllah...” diye üç defa, sonra da; “Külillahümme inni es’elüke bi nur-i vechillah-il-azim.” sonra da; “Estagfirullah el-azim elkerim ellezi la ilahe illa hüvel hayyül kayyum Gaffar-üz-zünub. Ya zelcelali vel-ikram.” diye buyurdular. Sonra da Peygamber efendimiz bana; “Ey Ahmed! Yer ve göğün hazinelerini sana verdim.

O da bu zikir, salevat ve istigfardır.” buyurdular. Çok iltifat ve teveccühlere mazhar oldum. Bir gün dilenci kılığında birisi tarafından Ahmed Kuseyri’nin evinin kapısı çalınır. Kim olduğu sorulunca, Ahmed Kuseyri’yi görmek istediğini söyler. Evde olmadığı bildirilince; “Size bir emanetim var.” diyerek bir dağarcık, bir torba ve küçük bir çıkını bırakıp almalarını söyleyerek ayrılıp gider. Giderken de; “Sonra uğrarım.” der. Ahmed Kuseyri hazretleri geç vakit eve gelir. Hanımı da kapıya gelen ziyaretçiden ve bıraktıklarından bahsetmeyi unutur. Gece yarısı mutfaktan sesler işiterek gidip bakarlar.

Bırakılan küçük kaptan kazanlar dolduracak kadar bal taşıyor. Torbadaki bir avuç darı çuvallar dolduracak kadar artıyor. Çıkından ise çil çil altınlar taşıp yerlere dökülüyor. Ahmed Kuseyri; “Nedir bu haller?” diye sorunca hanımı şaşkın ve hayretler içinde; “Bilmiyorum.” der; “Bugün bize gelen oldu mu?” diye sorar. Hanımı hatırlayıp; “Evet bir ihtiyar geldi. Sizi sordu. Sonra uğrarım diyerek bunları bıraktı. Bereketlenip taşan bu şeyler ona aittir.” dedi. Ahmed Kuseyri hazretleri bir an düşünüp; “Bu gelen Hızır aleyhisselam mıydı yoksa?” deyince, bırakılan kaplardaki artmalar ve taşmalar durdu. Böylece Hızır aleyhisselamın bereketine kavuştular. Ali bin Cemal, Hızır aleyhisselam ile görüşürdü. Buyurdu ki: “Hızır aleyhisselam, kendisinde üç haslet bulunan kimse ile görüşür. Eğer bu üç haslet yok ise, meleklerin ibadetini yapsa bile onunla görüşmez. Üç haslet şunlardır: Birincisi; kişinin her haliyle sünnet-i seniyyeye uyması. İkincisi; kalbinde müslümanlara karşı kin, düşmanlık, hased ve diğer kötülükleri beslememesi. Üçüncüsü; dünyaya düşkün olmamasıdır.”

Şemseddin Attar anlatır: Mevlana Celaleddin Rumi hazretleri bir gün camide vaaz ederken, mevzu; Hızır ile Musa aleyhimesselamın kıssasına gelmişti. Bu kıssayı, öyle fesahat ve belagat ile anlatıyordu ki, herkes nefesini kesip, can kulağı ile dinliyordu. Benim yanımda bir şahıs başını önüne eğmiş bir şeyler mırıldanıyordu. Kulak verdim, dediklerini anladım. “Sanki yanımızda idin, sanki üçüncümüz sen idin.” diyordu. Bunun Hızır olduğunu anladım. Yanına sokuldum. “Anladım. Sen Hızır’sın, ne olur, bana ihsan eyle!” dedim. Cevaben; “Burada hazret-i Mevlana varken, benim sana ihsanda bulunmam deniz yanında teyemmüm gibi olur. Senin bütün müşkillerini o halleder.” dedi ve gözümden kayboldu.

Ben bu hali Mevlana hazretlerine anlatmak için yanına gittiğimde, ben daha söze başlamadan; “Ey Attar! Hızır aleyhisselamın sözleri doğrudur.” diyerek benim sözümü kesti. Muhyiddin-i Arabi hazretleri şöyle anlatır: “Bir gün Tunus Limanında idim. Vakit geceydi. Kıyıya yanaşmış gemilerden birisinin güvertesine çıktım. Etrafı seyretmeye başladım. Denizin üzerinde ay doğmuş, fevkalade güzel bir manzara teşkil ediyordu. Bu manzarayı, cenab-ı Hakk’ın her şeyi ne kadar güzel ve yerli yerinde yarattığını tefekkür ederken dalmıştım. Birden ürperdim. Uzaktan, uzun boylu, beyaz sakallı bir kimsenin suyun üzerinde yürüyerek geldiğini gördüm. Nihayet yanıma geldi. Selam verip bazı şeyler söyledi. Bu arada ayaklarına dikkatle baktım, ıslak değildi. Konuşmamız bittikten sonra, uzakta bir tepe üzerindeki Menare şehrine doğru yürüdü. Her adımında uzun bir mesafe katediyordu. Hem yürüyor, hem de Allahü tealanın ismini zikrediyordu.

O kadar güzel, kalbe işleyen bir zikri vardı ki, kendimden geçmiştim. Ertesi gün şehirde bir kimse yanıma yaklaşarak selam verdi ve; “Gece gemide Hızır aleyhisselam ile neler konuştunuz? O neler sordu, sen ne cevap verdin?” dedi. Böylece gece gemiye gelenin Hızır aleyhisselam olduğunu anladım. Daha sonra Hızır aleyhisselam ile zaman zaman görüşüp sohbet ettik, ondan edeb öğrendim. “Bir defasında deniz yolu ile uzak memleketlere seyahate çıkmıştım. Gemimiz bir şehirde mola verdi. Vakit öğle üzeriydi. Namaz kılmak için harab olmuş bir mescide gittim. Oraya gayr-i müslim bir kimse de gelmiş etrafı seyrediyordu. Onunla biraz konuştuk. Peygamberlerden meydana gelen mucizelerle, evliyadan hasıl olan kerametlere inanmıyordu. Biz konuşurken, mescide birkaç seyyah geldi. Namaza durdular. içlerinden biri, yerdeki seccadeyi alıp, havaya doğru kaldırıp yere paralel durdurdu. Sonra üzerine çıkıp namazını kıldı.

Dikkatlice baktığımda, onun Hızır aleyhisselam olduğunu anladım. Namazdan sonra bana dönerek; “Bunu, şu münkir kimse için yaptım” dedi. Mucize ve keramete inanmıyan o gayr-i müslim, bu sözleri işitince insaf edip müslüman oldu.” Hızır aleyhisselam, İlyas aleyhisselamla birlikte Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) vefatında hane-i saadetlerine gelip Ehl-i beyt için sabır tavsiyesinde bulundu. Onların geldiklerini ve sabır tavsiye ettiklerini hazret-i Ebu Bekr, Ehl-i beyte bildirdi.

Kaynak
Tarih Ansiklopedisi
« Son Düzenleme: 01 Ocak 2020, 22:23:34 Gönderen: Admin »
Allah var gam yok.!


 


Popiler Konular